Evet, evet seyirdeyim ama seyrim hep kısık.
Bazen gürler, bazen söner, bazen rengi kısık.
Bazen renkli, bazen sisli, basen tam bir pısırık…
Bazen şahlanmış bir edayla yürürçalar ısırık.
Gül kokulum, neden bu gönle tam nazar etmezsin.
Bu gönül hanesini fethetmez, mahrum edersin.
Dünyayı ahreti düşünür, kalbini seyretmezsin.
Oysaki kalbinde remze ulaşsan, artık inmezsin.
Mahzun kaldım bu diyarda, hem de inzivada.
Kimseyi bulamadım yanımda, hem civarımda.
Baktım kendime, ne var gayrı ambarımda.
Boş idi ambar, yok idi yar, kalmışım yabanda.
Ey gönlümün sade ve tek incisi güzel diyar…
Bu diyar ile eyledim niyaz, nazlanıp ettim ar.
Ar etmekten utandım, kendimle oldum anar.
Kendimi andıkça, benliğin sahibini oldum arar.
Evet, seyirdeyim, ama neyin seyrindeyim bilmem.
Seyrin sonu nereye varır, onu da hiç bilmem.
Vardığım yerde ne hissedelecek, onu da bilmem.
Hanın içinde dururum, ama kapısının yolunu bilmem.
Ey Nazım yeter artık, inledikçe inlediğin.
Nefsini methedip, ama yoksunluğunu tattığın.
Uyan artık, geç bu kulvardan, yeter takıldığın.
Uyan artık, tutsak etmesin artık kapıldığın.