Hu der gönül, seveni gönülden seyreder.
Sevgisi gül kokusu saçar, korkuyu def eder.
Gülün kokusu özgür bakışı keskin eder.
Kokusuyla gönül kafesini örerek setreder.
Sen gönderdin bu kokuyu, gönül onunla mest.
Örersin her an gönül kafesini renginle mest.
Üzerine takarsın hayret fesini, neşenle mest.
Anında anını edersin his, sohbetinle mest.
Üzerinde görürsün elbisesini, tenini giydirmiş.
Teni canlandıran ruhu hissederek içine dalmış.
Avucundaki ruhu kabzeder, bilmez yanlış.
Ey nur, senle artık yok olmuştur tüm yanış.
Bu cemale bir kemalsın, bu yüze bir peçesin.
Bu gönüle bir aynasın, hem aynada görünensin.
Mahşerde bir müjde, bu dünyada bir şahsın.
Şahsıma bir damla su, şanıma hep kambersin.
Ruhumun her noktasına imza atan bir kalemsin.
Ey şahane nur, işte sen ne güzel rehbersin.
Senle dirilir nefes, seslenir ses, ses olur nefes.
Sensiz yaşam olur kafes, içinde zabt olur yafes.
Yafesten gelen azamettir yüzünden okunan.
Gönülde saklanan ruhta, sırlanan sırda nurlanan…
Hafide gizlenen, ahfada dirilen, aziz olan irfan…
Gönül üzerinde libas oldun, tıpkı cemedan.