Gönlün öz yarına bakar, sever sevinir özler.
Hasretle bekler, kelamına hayretle bakar.
Neden demeden teslimiyetle dalar.
Her sözünü sevgiyle gönlüne nakşeder.
Gönlü yanıktır, hem yananları seyreder.
Kendisi yanmaz, ama yananları resmeder.
Yanmaz çünkü yanık kokusunu hapseder.
İşte gerçek yanış bu yanış, tüter, celbeder.
Özlemden bahsetmez, o; özlemi yutmuş.
Kavuşmaktan utanır, o; ayrılıktan tutuşmuş.
Arkasına yaslanıp tutuşur, bunu da yutmuş.
Yutkunurken gözyaşı döker, özü maya tutmuş.
Teslimiyeti çok içten, hep sadıktır o.
Asla ikiyüzlülüğü bilmez, ferasetlidir o.
Hep idare eder, merhametlidir o.
Tebessümle bakar, üzmek nedir bilmez o.
Nakşetmeyi severdi, ama nakış levhası yoktu.
Levhayı gördü, nakşetmeye utanır oldu.
Hayâsından önüne bakar oldu.
Dahasını diyecem, ama söz sukut buldu.
İşte ey cemalı cemalıma ayna olan.
Başını kaldır bak, levhadır sana ayan olan.
Bu ayna ile ışığı yansıt, odur yanında olan.
Hatta hatta yanından öte, odur sen olan.