Ey didarı can, ey mahbubi can, ey dermanı can.
Sensin kalbin ruhu, sensin canın nuru, ey can.
Sensin gözün bakışı, sensin kalbin akışı, ey can.
Sensin derman, sensin ferman, sensin ey can.
Mırıldanmasam da, gönülde tütersin her an bi mekân.
Konuşmazsam da dildeki sözsün, zamansız her an.
Bakmazsam da, gördüğümsün semalarda dolaşan.
Sırrımda halimsin, elimde kalemimsin her an yazan.
Bakıyorum öz kokusuna, kokusu yükseldi sevdanın.
Kokusu aklımı aldı, ruhumu celbetti, akıttı, oldu yanın.
Yandan öte sardı her cihetten, şemlini eyledi şanın.
Şehreyledi zihnimi, nakşeyeldi levhamı, bir tek bakışın.
Ey nazlı sevda, nazlanma bu diyarda öyle sessizce.
Sesime ses ol, resmime resim ol, şanıma bak hissizce.
Öylece zabt et, fethet içten içe, resmet, eyle hece hece.
Çözene aşk olsun, ne de sonsuz ve cevapsız bilmece.
Ey vechinde tebessümü güneş gibi yansıyan sevda.
Vechine kalbinin sessiz sedasını bakışı yansıtan ada.
Dört tarafı şerefle sarılı, yaşama hayat olan seda…
Sen nefes oldun, yeniden dirilttin, can sana olsun feda.
Bu canda yer verdin bu kula, oldu ona mizaç…
Bu tende nur verdin, oldun na her an Sertaç…
Sırrında sır oldun, kalbinde yaşattın miraç…
Şanında şeref verdin, özünde hiç eylemedin aç.