Ey kalbin cilası, ey gönlümün doğan güneşi…
Ey bu dünyanın süsü, ey ahiretin neşesi…
Ey koca gönüllü, ey aziz insan, ey sesimin sesi…
Ey sümbül gibi ve gül misali kokunun nefesi…
Sen işte tattın gönle muazzam bir mihenk.
Sen tattırdın dile enfes bir tat, eyledin cenk.
Sen bahtımın bahtı, yolun oldu bana denk.
Sesin kalbimde çınlar, dünyama olur renk.
Ey tebessümüyle yüzümü aydınlatan meş’ale.
Vechinin güzelliği ile gözümün aydınlığı ile…
Dünyam her an anlam kazanır marifetin ile.
Ey aziz yoldaş, sen de yolun tamamına bak hele.
Herbir püskülün üzerime işledi, oldu rengârenk.
Varlığınla özüm abdest aldı, bakışın oldu çelenk.
Kâbe misali, gönlün konuk etti, olmadı hiç lenk.
Daimi bir dokunuşla yürüyüşüme oldun denk.
Sütümi kaynattı sıcaklığın, üstü kaymak oldu.
İçinde vitamin dolu bir yaşam seninle doldu.
Altı kazandibi kaymak tuttu, ayrı bir besin oldu.
Bir bakışın kalbi yaktı, ruh içinde üryan oldu.
Ne dersem az olur, ne olur gerisini kalbimde gör.
Kalbimin sessizliğinde sesini titret, görüneni gör.
Şefkatle nefes ver, nefesiyle besle, nefesini gör.
Öylece ruhunu ruhuyla ruh eyle Âdem’ini gör.