Kalbine vurdu mu rahmandan akan aşk hu ile…
Dolar özün, titrer hissin, canlanır şuurun can ile…
Ümitsizliğe mahal olmaz artık, olursun meşk ile…
Dönersin mevlana gibi, tüm makamları cem ile…
Rahman aşkı taşır senden, kova ararsın hızlıca.
Kovayı bolduğunda ise, kurban cana yazılınca.
Canla karar kılarsın, özün ondan seyre dalınca.
Onun seyri nefesi rahman olur, sana her bakınca.
Ümidi kesen şeytandır, her zaman ümit dolu ol.
Meskeni bul, sabit tut elini, hızlıca dal, müsterih ol.
Gözünü aç, ayağını dörtnala at, sabit ve kesin ol.
Kimseye tapma, yarana tuz bas, ama vakarlı ol.
Mevlana tebrizi bulunca, meşkle kitabı suya attı.
Yazısı dağılmadı, artık özü ağlamadı, renk attı.
Yüzünü buruşturdu en başta, sonra meşk yaptı.
Bilmeyen cahiller, tebriziyi boğup koyuya attı.
Makamları cem kişiyi süsler, hakka revan eder.
Dönüş yapar rabbine, zaten ondan gelmişti yer.
Semayı özünde bulur, hem arşına gözünü diker.
Ferşi arştan seyr eder, nurunu tamamlayı yeğler.
Nefesi rahman, rahim ile sana ulaşmıştı ey can.
Kerim ve azim olan rahman, irade eder herbir an.
Onun kudreti revan eder, ilmi cem eder, hele yan.
Yanan paklanıp şekillenir, sarrafın elinde üryan.
Şuurun titrediğinde rahmanın karşısında her an.
Gözünden akan yaş, narın ateşini söndürür, yan.
Yan ki gözünden yaş aksın, nurun ile hep canlan.
Canlanan şuur şahlanır, tatlı bir ben olur ey can.
Sarraf mı ararsın afakında, baksana bu tarafa.
Gözüne göründü mü bilmem, haydi gir itikâfa…
Belki de mescidinde bulursun yitiğini, bak işte safa.
Merveden Kâbe’ye bakarken, haydi yeniden tavafa.
Şah et canını, nakış et özünü, donat haydi sözünü.
Yakinen bil ki, seni özler bu gözler, hisseder közünü.
Her an senle şen olur, canınla can bulur, görür özünü.
Özünle özünü seyrederken, senle yer üzümünü…
Elmalıda elma yerken dona kaldı piri azam.
Orada miftahını aldı, sözdü gönlünü, ismin azam.
İsmi azamla ismini isim eyledi, öylece yola oldu revan.
Dağda dolaşırken, nefesini eyledi her an kendine can.
Haydi, Muhammed, nedir bu terennümlerin…
Sus artık, zaten bulan bulur, elma semada olanların.
Yere inince, artık buğday yiyecek olur bunların.
Elmadan buğdaydan geç, gıdası olmaz yarenlerin.