252- HEYECANIM HEP DİRİDİR HAYKIRIR

Kalbin içi tandır gibi, ısır ısır şahlanır.
Fırıncı ekmeği vurmak için sabırsızlanır.
Özümün can sesi kulağımda şahlanır.
Nerede kaldın ey fırıncı diye seslenir.

İşte geldim ey bu cihanın gülü…
Açılsın cihan, şen olsun gönlümün sümbülü.
Senin nefesini koklamayan, kalır ölü.
Nefesinin sadece düşüncesi dahi yeşertir külü.

Kül oldu ciğerim özümün sesinden.
Senden nida geldi can kafesinden.
Canın yıpranmasın dost hasretinden.
Sana senden yakın dostun, soyun kesretinden.

Ey can veren özüm özün ağlamasın.
Sevinsin, şenlensin, açık olsun kapın.
Duy sesini kapından haykıranın…
Bu haykırış ruhunun her zerresinde yankılansın.

İşte ey can, özümden gelen hitaba ne diyim.
Sen de biliyorsun çok biçareyim.
Çoğu defa hak yolunda avareyim.
Kalbinin muştusunu duyar, derim hak yârim.

Ey hakkın nuru, sen lütufsun bana subhandan.
Subhan seni bana sundu lutfundan.
Tanış oldum senle bu heyecandan.
Heyecanım hep diridir, haykırır dünyamdan.

Ey hakkın nuru, tandırımda iyice pişmelisin.
İçinde fokur fokur kaynamalısın.
Buharın ile içimi serinletmelisin.
Ama sakın, üzerine kapak koymamalısın.

Öylece serilmeli çehrem…
Senin buharını koklamalı çehrem.
Senin yüzüne dokunmalı çehrem.
Sana senden bir yarım olmalı çehrem.

Elmadan bir diş ağzımı sulandırmamalı.
Ağza aldı mı dişin cidden sancılanmalı.
Öyle uyanıp cennetten kovulmadan yaşamalı.
Cennetten kovulanlar ise, tövbede buluşmalı.

İşte ey garip kul olan Muhammed Nazım.
Bil ki seyir cennette olur sebat lazım.
Bana seni gerek seni diyene yapma tanım.
Zaten o durak tanımsızdır, haktandır canım.

Yorum yapın