Bayram geldi afakta, her tarafta zevki sefa.
Enfuste bir fırtına, acaba var mı buna deva?
Yok işte, çünkü mutlak zatta var buna deva.
O istemedikçe yok buna bir çıkış bu diyarda.
Nasıl olacak rabbi, nasıl ulaşayım mutlak olana?
Nasıl ulaşıp özrümü iletip de kendime geleyim?
Nasıl kendimi aşıp onunla barışıp eve döneyim?
Nasıl azaptan emin olup rahat bir nefes alayım?
Allah seni kırmaz ya Rasulellah (sav), biliyorum.
Ne olur tut elimi bu girdapta, elimi sana uzattım.
Çıkayım gün yüzüne, yeniden bidayete razıyım.
Hatta hatta, ne nihayeti ne de bidayeti isterim.
Aman ya rabbi bu nasıl bir çıkmaz, bu nasıl bir hal.
Bu nasıl bir girdap, bu nasıl bir infial, nefse oldu hal.
Nefsi yarattın fıtrat ile ama bana verdin irade ile hal.
Sahip çıkamadım, kirlendi her tarafı, kaldım lal.
Ya rabbi ne olur, rasulunun nefesini ulaştır bana.
Yalnız koyma bu diyarda, yetim bırakma bu elde.
Sen yetimlere sahip çıktın, tarihin her bir anında.
Ben de yetimim, kimsesiz, sahipsiz senin kapında.
Ya rabbi dilim tutuldu, nutkum söndü bu anda.
Gözüm sana bakar, yok başka umudum bu anda.
Sahip çık bu kuluna, ne olur yanmasın narında.
Dayanma gücü yok azabına, hele hele senin firağına.
Ya rahman, rahmet eyle bu kula, yalnız koma.
Ya rahim, rahmet eyle bu kula, yalnız etme handa.
Ya cebbar, cebrinle üzerimdeki tüm menfiyi kov da.
Görmesin gözü senin narını, azabını hiçbir diyarda.
Ne olur bu kula rahmet nazarıyla nazar eyle.
Bu kulu perçeminden tutup atma azabına, rahmet eyle.
Bu kulun cahil ve acizdir her zaman hatta hiçbir zaman.
Ne uyku bilir ne uyanıklık, mahcuptur vechine bakar.
Ya settar, sen mutlak örtücüsün ne olup perdeni ser.
Ya Vedud, sevgiyle yarattın ama sevgiyi bilmez bu er.
Nefsi uğruna cidal eder, senin yolunda bilmez cidal.
Gününü geçirip karnı için yaşar, ötesine kör biçare.
Ya vehhab, sen hibe ettin, bir benlik verdin bana.
Ama ben nefsimin sesini duydum, veren seni unuttum.
Seni tekrar tanımak isterim, bu diyarda bırakma sensiz.
Kahhar isminle terk edilmiş halden koru sessiz hissesiz.
Ya azim, senin azametini unuttum daldım nefsin içine.
Sahiplendim her bir nefesi, unuttum hissesiz olanı.
Hisselendirdim her kula kudretini, keşfi öyle sandım.
Sonra çuvallayıp yerimde saydım, bir adım ilermeden.
Ya rabbi işte biçareyim bu bayram gününde kimsesiz.
Ya rabbi sahipsiz kaldım bu bayram gününde sedasız.
Ya rabbi ne olur senin zatına ulaşıp özrümü sunayım.
Ulaşamam biliyorum bu ağırlıkla sema mı açılır bu kula.
İşte rabbim aciz düştüm kapına, ne olur imdad eyle.
Meded olan rasulunun fermanını bana ferman eyle.
Yalnızlık diyarında duasıyla iflah olanlara ilhak eyle.
Ona derk ettiğin gibi rahmetini bana da derk eyle.
İnsanlık dışlarken Mekke sokaklarında taife sığındı.
Taif onu kovarken sen semaların tüm kapılarını açtın.
Sonra tüm âlemleri seyrettirdin, ona tek bir kelime gibi.
Tek kelime olan kitabını sundu bize tam bir şelale gibi.
Ya rabbi onun hatırına sığındım sana, duy sesimi.
Zatına iltica ediyorum, bırakma kapı dışarında.
Senden başka kapım yok, bunu bilirim her bir anda.
Her kapıyı arayan bilsin, nefsin kapısı da senin elinde.
Ne olur ya rab, ben seni severim hem rasulunu.
Ebubekri severim hem Ömeri ve Osman ile Ali’yi.
Hasanı severim hem Hüseyni hem Hatice anayı…
Onların hatırına ne olur küsme bu kula, aç semanı.
Semadan kovma ya rabbi, ne olur bu bayram hatırına.
Hacda hac yapan misafirlerin hatırına hem anısına…
Ne olur yalnız bırakma, yalnızlık diyarı olan bu mekânda.
Sığındım sana, çünkü başka kapım yok hiçbir zamanda.