Allah kulu vardı beldesine imrenerek.
Sahibini gönülden severek…
Gönlünü yere sererek…
Ruhunu arşa yükselterek…
Gönül beldesi İslam’ı kucakladı.
Rahmetiyle sardı…
Sevdasıyla bakındı…
Kendinden kendine aynalandı.
Aynada bakınırken oldu uyuklama.
O uyuklama ile oldu badana.
Çehresini eyledi yana yana.
Özündekini özünde ana ana.
Yere serilince, ince gönül…
Kalpte yol göründü, oldu bül bül.
İnledi sızladı, koku verdi misli gül.
Gülü koklandıkça yandı oldu kül.
Yükseldi yükseldikçe…
İçinde kendini seyrettikçe…
Anının devranı döndükçe…
Anında kalmak istedi sessizce…
Anında kal haydi…
Bu an rabbin rahmeti.
Sineden sineye arz etti.
Arz ettikçe talebesini yüceletti.
Ey aziz şule…
Mısralar yetmez izaha, eylemez hulle.
Değişim olmaz burada, bunu belle.
Rahmanın rızkı sunuldu, haydi elle.
Ay ile güneş cem olunca.
Sıcak ile soğuk sırra sunulunca
Nur ile nar kâsede sunulunca
İkisi de melekûttan al yeterince
Nur ile şereflendi kâsesi…
Nar ile temizlenir kisvesi…
Toprak oldu elbisesi…
Su oldu nefesi.
İşte nurdan bir şule olan can…
Resmini resmeyledi mizan.
Kalmadı artık ardında çoban.
Diril ve pak oldun her bir an.
Beraat gecesi beraattır.
Estağfurullah kula bahttır.
İlahi dostların cemine tahttır.
Bu tahtta kurulan mukarreptir.
Bu gece divan gecesi…
Her kişiye var hissesi.
Lakin tahtta kurulanın nefesi.
İşte bu nefes ile aldım sesi.
Bu ses sesini titrek etti.
Kalbini yek renk etti.
Ruhunu tek cem etti.
Sırrı sırrınla raks etti.
Ey gonca gül…
Kokun misli gül…
Zenin misli gül…
Sözün zaten gül…
Gül alıp gül satar.
Burada dirhem olmaz yar.
Altın gümüş etmez kâr.
Ekmek su ile yerini etmez dar.
Kokusu sineye çekilince…
Unutuldu tüm masiva bu gece.
Sadece sen kaldın sessizce.
Ezelden ebede artık böylece…