VECİZELER “H HARFİ”

-H-

  • İnsanlar hakkında hüküm mü vermek? Ne haddimize! Lakin, aması var bu işin, niye unutuyoruz? Hüküm verilmesi değil, uyarılması gereken kişiler olabilir. Al sana kanıt… Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz; “Mü’min aynı delikten iki defa sokulmaz, ısırılmaz.” (Buhârî, Edeb, 83; Müslim, Zühd, 63) buyurmuştur. İşte bizi ısıran kişiyi mü’min kardeşimize haber vermemiz, bir insanlık hakkıdır. Bu, insanlar hakkında hüküm vermek değildir.
  • Hakka gönül verdik ey aziz insan. Asla kalbine girmesin nisyan. Dikkat et, sabırda veya şükürde daim ol ki, herhangi bir halinde dirilmesin isyan. Tüm yaşamın boyunca, sadece baki olan Hakka dayan. Bil ki gerisi mutlak olarak yalan. Hakka dayanan, olur aziz insan.
  • Halifesin Allah’a ey insan, değerini bil. Yaşam silsilesinde insan anılacak gibi değildir. Ama Allah, o anılacak gibi olmayan insanı halife ilan etmiştir.
  • Hakkın nazarı olsun senin nazarın. Hakkın nazarı nazargâhındır, seni nazargâh eylediğinden. Umutla kucaklaş nazar edenle, nazarı tecellidendir.
  • Ey nefsim… Hedefin yolun olsun. Allah dostlarını yalnız sanma. Şeytanın adımlarına kanma. Kendini narı lanette yakma. Yürü yolunda, sağa sola bakma.
  • Her olan hayırdır deyip teslimiyetin tadını çıkar. Şer gördüğünüz mutsuzluk veren olay hayır, hayır sanıp istediğiniz şer olabiliyorsa, neden bu böyledir diye sorgulayıp araştırdın mı? İnsandan okunan Kur’ana bir kulak versek, çok mutlu oluruz.
  • Hilmin menbağıdır halim olan. Hakkın nurudur ondan doğan. Nefsi karanlık olmuş, kim ki halim olmayan. Korunmadadır nefsin karanlığından uzak olan. Halim olalım. O eşsiz rengi renk edinelim. Halim olmayanları uyaralım. Öylece Hakka vasıl olalım.
  • Budur işte huyumuz, uyandı işte şuurumuz. Huyumuz; karşımızdan gelen haykırışın hak haykırışı olmasını görmemizdendir. Geleni severiz. Gideni üzmeyiz. Her zaman ve her yerde akarız.
  • Malın olmayan şeye el uzatma. Yaramazlık ve hareketlilik var bazı kişilerde, ara ara sağa sola ağız atıp ot yiyen inek gibi. Gölgesini duyduğu şeyleri fısıldar. Arkadan çoban sopayı yapıştırır ve der ki harama ağız atma. Önce helalleş sonra ağız at. İşte sopa yememek için, orta yolu tutmak zorundayız.
  • Birleşme ruhen olur, beden ise ayrı olur. Mana mananda kendini bulur. “(B) ب” “(M) م” “(N) ن” misali “HU”ya seyran gâh olur. Seyir eden kendi olur, “(B) ب” “(M) م” “(N) ن” iç içe öyle girmişlerdir ki; sanki “HU”tecellisi bu üç manadan çıkıyor. Bu da insanda son karar kılıyor. Karar veren gene “HU”oluyor. Bu zevki yaşayan ise, gariban kul oluyor. Allahu ekber…
  • Ben dediğinde bakışın HU’yadır. Biz dediğinde bakışın HU’nun kuvvelerinedir. Kuvveler ise, derundadır. Salt olup işlenmemiştir. Sen işte işlersin bunu sinene hece hece. Öylece yaşamın tezyin olur, makamın olur âlice. Bu da oluşur Biiznillahce…
  • “Hu”ya nazargâh ol. Adını yazarken bile elin titriyorsa, kalbin onu kaplamış demektir. Kalbin “hu”yu kaplamışsa, “hu”nun nazargahından duyarsın haykırışı. İşte o haykırış son noktayı koyandır.
  • HU dediğimizde maksadımız, yapımızı oluşturan manaların aslına merhaba demektir. Allah bize bizden yakındır deriz ya… İşte bize bizden yakındır demek; özümüzü oluşturan temel hamurumuz olan nur, zaten ondan gelir ve bir üst boyut olarak öylece öz benliğimiz oluşur. İşte özümüz olan bu bir şule nur, üzerinde işlenen onun esma manaları olan dokumalardır. Dolayısıyla özümüz bize bizden yakındır. Bir şeker düşünün tatlılık şekerin özü. Görünürde taş gibi beyaz yapı ama tatlılık şekerin özünü oluşturur. Bizde öyle bir şeyiz. Bu örneği iyi düşünün. Rabbine ettehiyyatu diyeceksiniz aziz kardeşlerim. Başarırsınız bunu anlamayı inşallah. Özümüz, gene de ondan gelen bir tutam nuru nakşeden Allah’ın esma manaları. Tıpkı şekerin özü olan tatlılık gibi…
  • HU’nun sedasına talip ol ey kul… Kuş gider anka kuşu misali görünmezlere… Artık üstatdan bahsetmenin olmadığı yerlere… O kafes gibi yer ki, kafeslerin kafesi halsiz hallere… Artık HU’nun sedası senden çıkar tüm dillere.
  • Heyecanını her daim diri tut. Pencerene perde inmesin aziz insan… Gönlünü soy, saf et, soyun tüm tutkulardan… Kuruntu içine girmesin hiçbir zaman… Derin sudur özündeki nehire akan…
  • Mübarek insan; Hakkın elini elinin üstünde hisset ki nefesin açılsın. Vanayı sıkma ki su aksın. Su seni tatmine uğratsın. Tıpkı kaynak suyu gibi arı ve saf olasın. Öylece Hakkın kudret elini elinin üstünde göresin.
  • Hızıriyetinle buluş, duan olsun hakka sunuş. Hızır bir makamın adıdır.  Hz. Hızır o makam için yaratılan bir kuldur.  O makam dua makamıdır. Özüne titizlikle yönelen o makamla buluşur. Yoksa Hızır, atına binen biri değildir.
  • Kendine dön ve hamdıyla tesbih et. Ya Rabbi sen ne büyüksün ki; kullarını gözetensin. Gerekli mizanı yapansın. Her yere imzanı atansın. Allah’ım, kulunu yalnızca kendine baktırırsın. Böylece hamdı hissettirirsin.
  • Özün seyrini çalışmalarınla korumak zorundasın. Esas olan mutluluk hakla bir olmaktır. Kendi özünü seyir etmektir. Varlıkta hakkı bulmaktır. Bulduğunu her an korumaktır.
  • Hamd Allah’a aittir. Dolayısıyla mutlak değerlendirme Allah’a aittir. Olayın özünü bilmeden bir şeyi bu kesin böyledir dersek ve yanılırsak perişan oluruz. Kesin durum şudur dediğimiz bir olay ya öyle değilse, durum başkaysa ve birinin menfaatine dokunduğu için iftira ve karalama olduysa ve bazıları da keklik gibi kapana girdiyse vay halimize.
  • İnsan-ı kamil ismiyle tanıtılan ve bizim kendisine ayna olduğumuz Nur-i Muhammedi’nin insana bakan yönü ile yaratılmış olan varlığı bilip değerlendirirsek, halife oluruz. İman ile bakıp teslimiyetle ve sadakatle Allah’ın elçisine bağlanırsak kurtuluruz. Yoksa hayvandan aşağı düşüp kaybedenlerden oluruz.
  • HU isim zamiriyle kendisine işaret ettiğimiz ve Allah ismiyle Cemal ve Celal’ine nidada bulunduğumuz mutlak zattan insan’a zahiri ve batini tüm her bir dokunuş nüzul ile olur. İnsan’dan ona ise tüm yükseliş, uruç ile olur.
  • Hazinene ulaş! Garip bir âlem… Kimse kimsenin sırrını çözemez Allah-u a’lem. Derinliklerdeki hazine misali… Belki gün gelir hazineye gene kendi ulaşacak; belki de saklı kalıp kıyameti bekleyecek. Ama işte o an iş işten geçecek. Kıyamette her şey apaçık… Ve insan kaçık…
  • Ev huzurun durak noktası olmalıdır. İslam’ın mayasından veya insani muhabbetten uzak olarak yapılan düğünler, evle kaynaşmayı yok eder. Çünkü tohum yanlış toprağa atılmış olur. Sonunda ne mi olur? Anne-babalar huzur evine… Çocuklar kreşe… Karı-koca ise maddi âlemle sözde mutlu olmaya. Ve dağılan aileler, huzursuz fertler.
  • Anı an eyleyen rabbe hamd olsun. Maziyi setr edip seyreden rabbe hamd olsun. Muzariyi sır edip hayatı yaşam alanı eden rabbe hamd olsun. Allah nuru ile nazar et. Birime takılan en çok birim kadar nazar eder. Birimin arkasını gören ise birimden birime nazar eder. Herşeyin hamdiyle şükrettiğini seyreder. Seyredenin de kendi olduğunu hisseder. Öylece seyreden mahlûkunu ve mahlûkun seyrini yaratanı bilip önünde secde eder.
  • Dinin zahiri yaşamsal alanını görmezden gelip sırf hakikat ilminde takılı kalanlar, çok tehlikeli bir yola girmişlerdir. Uyanışları güçleşmiş, arınmaları katmerleşmiştir. Bunun dindeki adı ruhbanlıktır. Bunun için de ayette; “la ruhbaniyete fiddin” yani dinde ruhbanlık yoktur denilerek, bu hal ile daim olmanın dinde yerinin olmadığını bize bildirmiştir. Ayetin akabinde ise, buna yeltenenlerin dahi, bunun hakkını veremeyerek, ekseriyetinin fasıklar zümresine dahil olduğunu bizlere bildirmiştir.
  • Her boyut ve bedenin hakkı verilmelidir. Her boyut ve bedenin hak’kını vermezsen, Hak’ka eremezsin. Nasıl ki bu beden bu dünyada yaşarken; bu toprağın suyuna ekmeğine muhtaçsa, aynen öyle de bu bedenden canlanan ruh da, bu bedenin tabi olduğu yeryüzünün altın oranında yer alan Kâbe’nin nuruna muhtaçtır. Her şeyi soyutlayıp dini kavramları itibarsızlaştırmak, ilim olmasa gerek. Allah ilmin hazmını ihsan eylesin.
  • Ham olan nerden bilsin pişmenin basamaklarını. İtekleme yapar yürürken, bazen kapatır kapısını. Dayanmaz açar pencereyi, unutmuş gibi hızırını. Unutur Kur’andaki kıssayı, anlamaz hz. Musa aleyhisselamın asasını. İşte kişi gelişirken geliştirici onu dener. Hatta bazen ilmihalen günah olanı illüzyonvari deler. (Şems’in Mevlana’yı içki almaya gönderdiği gibi). Kişi geliştikçe teslim olur, nefsini yener. Teslimiyeti göze alamayan kabuğunda söner.
  • Kimsenin hamalı olmayalım. Hz. Muhammed Mustafa’ya (sav) açılan bir gül olalım. Başkasının değirmenine su taşıyan köle, Hz. Muhammed Mustafa’ya (sav) gül olan ise, özgür olur.
  • Ölen insan irfan ehliyse, ölümünden sonra da himmet yayması devam eder. Yani kalpten kalbe aynalaması ve öylece kendisine yönelenlere doğru kalbi akıntısı devam eder.
  • HU isim zamiri ile mutlak zata yönelmek, öylece mutlak benliğe uzanmak, kişiyi ismi azama götürür. Yönelerek okuyan kişinin tüm isteği kabul olur.
  • Hayvanın da gönlü vardır. Kendisine yardım edene dua eder. Hayvan öyleyse insanı hiç sorma. İnsana ruhundan üflemiştir. İnsan duası ise, seni senden eder ve Rabbe mut’i eder. Rabbe mut’i kölelik değil özgürlüktür.
  • Ankara’dan İstanbul’a giderken yolda trafik işaret ve levhaları İstanbul’a giden için yolunu tarif eder. İstanbul’u değil… Yönlendirme levhasına bakıp da; ha işte budur İstanbul demek ise, en büyük hayaldır.
  • Her bir günah(olumsuz) sandığımızda dahi bir hayır olabilir. Nasıl mı? İşte sır bu nasıl olmasını anlamadadır. Bunu ancak dinde anlayış sahibi olan anlar. Zira yapılan amel sadakat doğrultusunda; Allah, kimin için hayır dilerse, onu dinde anlayış sahibi kılar. Öylece hikmetleri irfanıyla sezmeye başlar.
  • O kadar hikâye dinlemişiz ki Kur’anı bile hikâye ile dolu bir kitap sanmışız. Oysaki Kur’an, bize bizi hatırlatan ve bizden okunandır.
  • Gerçekten hayat çok kısa. Günler saniyeler gibi geçmekte. Tüm hayat bir film şeridi gibi hayalde canlanırken… Artık kabir ve ötesinin korku ve heyecanı sarmakta insanı… Yol uzun ve azık az. Rahman olan Allah, rahimiyetiyle kuşatsın da mahrum kalmayalım…
  • İlim ile bilimi karıştırmayalım. İlim Allah’ın sıfatıdır ve kişide oluşan yaşam alanıdır. Kesin ve nettir. Asla değişime uğramaz. Bilim ise, ilimin değişik basamaklarıdır ve teoriktir. Her yeni buluşla eskisi unutulur ve hatta hatta yeni nesil tarafından gülünç olarak kabul edilir.
  • Bilim, elindeki teorilerle yap-boz tekniğini kullanarak ilimden sezgiler sezmektir. İlim ise, sırf biliştir. Salt okunuştur. İlimden ışıltılar sezip bilim olarak insanlığa sunmak ayrıdır. İlimle hâllenmek apayrıdır. Hal, beden ve ruhun ötesinde bilincin özgürleşmesidir. İlim ile hâllenmek ise, lahuti hissediştir…
  • İmansız yapılan her amel nefse mal edilir ve gitgide nefsin firavunluğunu güçlendirir. Bilirsiniz firavun şahıs ismi değil lakap veya makam adıdır. Ebulehebin şahıs ismi olmayıp lakap olduğu gibi. İman ile yapılan eylem kesinlikle başarıya ulaşır.
  • İnsanlığın ulaşacağı hilafet ruhu ancak; aklıyla, imanıyla, ruhuyla, bedeniyle, sırrıyla, iradesiyle, ilmiyle, kemaliyle, cemaliyle, görmesiyle, gördüğüyle, duymasıyla, duyduğuyla, dokunmasıyla, dokunduğuyla, tatmasıyla, tattığıyla, koklamasıyla, kokladığıyla, hissiyle, hissettiğiyle velhasıl her bir nazariyesiyle cemadat olduğuna iman edip, tümüyle Allah’ın mahlûku olduğunu idrak ederek, hayvaniyetin kendisinde idrak ettirdiği içsel ve dışsal tüm dürtülerden arınarak, içsel ve ruhsal sezgisini zamansız, mekânsız, şekilsiz, şemailsiz, isteksiz ve arzusuz olarak mutlak zata yönlendirerek, varlıkta yaratılan hak ve hakikatiyle kemaletine bakıp, hikmetiyle seyrine varmak için kendini zorlayıp, kendisini de sadece kul olarak seyredip, suretle kesif olarak görünenlerin ve latif olarak görünemeyenlerin tümünü, sadece kendisi gibi birer mahlûk olarak nefis sahibi olduğunu bilip, bilincine gelen hiçbir ilhama aldanmayıp, Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin vahyinden yüz çevirmeden her anını süslerse, işte o zaman kendisinde gömülü olan hilafet sırrına muttali olup, kemaline erip, kendisinden istenilen seyir hali zuhur eder.
  • Nasıl ki tecvid ilminin uygulanışı femmi muhsinden öğrenilir yoksa çok zordur öğrenilmesi… Allah huşusu da ancak haşyet ehlinden kişiye yansıtılır, yoksa edinilmesi çok zordur.
  • Hüzünlüdür yükselmeyi öğrenenin düşürülmesi… Âmâsı var bu işin mahiyetinin… Yükselmeyi öğrenip kemal bulan, kişiyi tutunarak yükseltemez. Ancak kişiyi alıştırır ki, kendisi yükselsin. Kimseye tutunmadan yükselen kişiden ders alıp yükselmeyi öğrenmelisin. Yoksa tutunarak yükseldiğini zanneden, zannıyla kalır. Lütfen yükselmeyi öğren. Tutunarak yükselenin elleri, ya yükseklerde yorulursa, işte o zaman parmaklar gevşer ve yükseklerden yerlere çakılır ansızın. Bu da kişinin sonu olur.
  • Tüm Kur’an-ı ezberle… Ne bileyim fıkıh ilimlerini ve her şeyi bil… Ama kalpteki o bir deruni dokunuş, işte bir tek “an”da hissediş ve “hal”lediş olmazsa ne tat olur dimağda ne de dizde ferman… Ne dokunulan olur ne de “an”da oluşan hal… O dilemezse ne çare…  Dilemesi için eyle figan… Belki dirilir duan, olma bigüman… Bir dokunuş her şeyi değiştirir. Ama bir “dokunuş” ve bir “an” işte… Lütfeyle ey Rahman…
  • Zulüm gören mazlum hızıriyet makamı ile buluşur ve duası kabul olur. Hatta mazlum kâfir dahi olsa da… Denizde gemide mahsur kalan tutacağı hiçbir dalı olmadığı için özünden yönelir. Arada perde kalmaz. Ayet deniz ve batmak üzere olan gemiden örnek verir. Oradaki yönelimi hayatımıza yaymamızı ister. Dua makamı hakla buluşma noktasıdır. O noktaya hızıriyet makamı denir. Hz. Hızır aleyhisselam o nokta için yaratıldığı ve o makam ile özdeşleştiği için o isimle anılmıştır.
  • Bu hayata geri dönüş olmayacak. Hayat kesintisiz devam edecek. Ölümle hayat yok olmayacak. Bilinç kaybı hiç olmayacak. Başka bir mekânda hayat bambaşka bir tarzda devam edecek. Bu hayatı her an değerlendirerek sıkı tutalım ki elimizden kaçmadan hazırlık yapalım.
  • Hayat geçmek içindir dikenden gülden. Veya ayrıştırma içindir gülü dikenden. Hayat çok kısa, ayır sonsuzu saniyeden. Saniyeler seni mahrum etmesin ebediyetten. Dünya hayatı saniyelerle ölçülür kıyamete göre. Dünyanın saniyeleri sonsuz gibi gelir sana göre. Dünyaya aldanma yazık edersin göz göre göre. Dünyayı sat, dünyana dal özüne ere ere.
  • Hamd etmek öz âlemi temaşa etmektir. Temaşayı kendine çevirmektir. Kendini Allah için eylemektir. Rabb-ul âleminin Allah olduğunu hissetmektir.
  • HU, Allah adıyla sana nazar eder. Tüm özellikleriyle seni kendine çeker. Namazın secdesiyle miracı tamam eder. Seni hakka vasıl eder. 
  • Zat ile sıfat, esma ile efa’l dokuması her birimde aynıdır. Sanma ki her biri ayrı yeri kaplar. Tümünün her birimde aynı şekilde nazarı var. Sadece insan havsalası bunu kavrar. Etmeyesin hafızanı tarumar. Tüm yollar HU’ya çıkar. Yeter ki gönlünden görünsün ferman.
  • Sanma ki Rabbin seni unutmuş. Onun eli omzunu kaplamış. Hakkın nurudur bilincinle birleşmiş. Hakkın özlemidir özlemine dokunmuş. Rabbin eli elini sıkıca tutmuş. Asıl varlık tüm varlığını sarmış. Deme hayat ne kadar da darmış. Semalara nazaran nefsin öyle hissetmiş. 
  • Ah neyleyim cihanı, cihanın sahibini bulmadıkça… Ah neyleyim hayatı, hayatın hayy’ını bulmadıkça… Ah neyleyim ölümü, sonrasında hakla buluşmadıkça… Ah neyleyim bedeni, onu kullanıp sırları keşfetmedikçe… Bu Ah lar uzayıp gider de, edebiyat yer buldukça…
  • Hakla olsun nefesin derken, haksız yer mi var? Yer sende oldukça cansız nefes mi var? Sen sende oldukça, yani sen sende bencilliğinle var oldukça, sen de hak mı olur, yani hakka riayet etmek mi olur? Çünkü halkın hakkını veremeden, halklığını bencilliğinle yaşayarak halkın hakkını ketum etmişsin. Bencilliğe götürücü olan tüm melekelerini ört. Yani nefsanî olan tüm varları gizle, bak gör ki sende nasıl hak var… Lakin bu El Hak değildir. El Hak sadece Allah’tır. Çünkü sen, halkının hakkını hak ederek yaratımda kendini buldun. Kendi hakkına razı oldun. İşte bu yaratımı fark ettiğinde, hakkı verilmeden yaratılmış tek bir halk oluşmamıştır hakikatine vakıf olmuşsun demektir.
  • Her insan ve cinde “HARİS” isimli bir meleke bulunur. Bu melekenin doğum yeri nefsin derunudur. Bu melekeyi harekete geçirip süratlendiren yani melekleştiren kişinin, öz varlığını oluşturan esma nakış şablonunda, üzerinde olduğu durumu daha da ileriye taşıma istek ve heyecanını uyandıran bir meleke açığa çıkar. Kişi, nefsi emmarenin dediklerini yapmayıp, aklına gelen fikirleri Allah ve Resulüne götürdükten ve yapıp yapmama onayını aldıktan sonra uygulamaya geçerse, kişiliği oluşturan ve esma nakış şablonunda yer alan “haris” isimli meleke, şeytaniyet yönünde söner. Yerine şekur ve sabur gibi melekeleri yeşertip, haris isimli meleke hadi esması yönünde gelişmeye başlar. Şeytaniyetin tüm haykırışı “haris” isimli melekeden yükseldiği gibi, hidayete götürücü kişisel itekleme kuvvesi de “haris” melekesinden yükselir. Haris melekesi sonucu, kişisel tüm yönelim ve istikametler şekil alır. O yüzden, olayın mahiyetini tam anlamayanlar, şeytana melek demişlerdir. Hz. Âdem aleyhisselama secde etmeyen ilk varlık cindir. Çünkü Hz. Âdem aleyhisselam yaratıldığında, yeryüzünde sınırlı ve yarı özgür iradeye sahip varlıklar cinlerdi. Haris isimli meleke şeytaniyet yönünde ilk defa, yeryüzündeki tüm cinlerin büyüğü olan Ezazil isimli cinden açığa çıkmıştır. Haris isimli meleke, her cinde olduğu gibi her insanda da vardır. Nas süresi son ayeti buna delildir. Çünkü insan, tüm esmaların nakşını öz şablonunda toplayan bir varlıktır. Haris isimli o melekeyi şeytaniyet ve nefsi emare yönünde örtenin şeytanı, onun nefsinin üzerindeki menfi hâkimiyetini kaybeder. O yüzden Allah resulu Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz demiş ki; şeytanım Müslüman olmuş, yani bana teslim olmuş ve artık bana kötü ilham verememektedir.
  • Şeytanı boynuzlu mahlûk mu sandın. Şeytaniyet Haris isimli bir melekeden sudur eder. Bu vasfa bürünen cinler olduğu gibi insanlardan da bürünenler vardır.
  • Rab varlığımızı şekillendiren tüm kuvvelere denir. Rububiyet, kişiliğimizi terbiye eden öz cevher bilincimizdir. Şeytaniyet kuvvesi ise, bir meleke olarak bizim esma kombinasyonumuz da yer alır. Haris isimli meleke öncellikle şeytaniyeti besleyen ana kaynağı oluşturur. Çünkü haris melekesi, iyiliğin zıttı olarak kişiden sudur eden menfi durumlarda daha aşkın bir şekilde işleve başlar. Zira insan, nefsi emmarede gözünü açtığı için, kendisini ruhaniyetten uzaklaştırıcı hususlara daha hızlıca kendisini kaptırır. Yani menfi kanalda da haris melekesi şeytaniyet melekesi ile beraber işlev yapar. Bu melekeler her insanda var olduğu gibi her cinde de vardır. Yani bu melekeler, kişiye rububiyetinden yansır. Her insan rabbine boyun eğmiştir. Önemli olan bizim öz terbiyemizi nimete erenlerin kulluğu gibi terbiye etmemizdir. Tümüyle hırsına yenik düşüp şeytanlaşan kişiler bile, rabbine boyun eğmiştir. Aksi olamaz. Şeytani vasfa bürünen insan veya cin dahi Rabbin düşmanı değil, rabbine boyun eğmiştir. Çünkü rabbin düşmanı olması düşünülemez. Rabbine asi oldu olayı ise, Allah’ın yaratmış olduğu düzen gereği, rububiyet mertebesini nimete eren kişiler gibi düzenlememesi olayıdır. Ve dolayısıyla azaba götürücü bir terbiye ile kombinasyonunu düzenledi demektir. Kişi rububiyetin olması gerektiği gibi bir hal ile davranmadığında, bu hal rabbine asi oldu şeklinde ifade edilmiştir. Nefs ise, zekâ değil bizdeki “ben”in kendisindeki, alıp götürme kuvvesidir. Tıpkı bedenin ayaklarının bedeni alıp götürdüğü gibi. Yani nefis, “ben”in bir uzvudur. Hatta hatta üflenen ruhun üzerine üfürüldüğü ana merkezin çekim alanıdır. Et kemik bedende gözünü açtığı için, et kemik bedenin zevkleri peşinde çırpınır durur ve benliğimiz de öylece nefsin peşinde kıvrım kıvrım kıvrılır. Benliğimiz uyanırsa, et kemik bedenin zevkleri gözünde kaybolur gider. Zekâ ise, Allah’ın kişiye ön bellek olarak bahşettiği hıfz merkezidir. Yaşamı için anlık kararlar alıp verir. Bilgisayarın RAM belleği gibidir.
  • Bazı erkekler İslam’daki kadın haklarını duyduğunda der ki; aman kadınlarımız duymasın. Bize hizmet etmezler. Aslında yanılgı bu noktada başlar. Asıl mesele şu… Biz insanlar; et kemik bedenin kisvesinde yaratıldığımızdan, gücü yettiği üzerinde hüküm sürüp yaşamını öylece idame etme kuvvesi, bizim bilincimizin içine çevremizce işlenir… İşte bilinçaltımızda yer alan “karşımızdakine gücümüz yettiği kadar onu sömürmek” ve “aldığımız bitince ise, yanımızdan uzaklaştırmak” şeklinde kodlamalar yüklenir. İşte bu kodlamalar; şeytani fikirdir ve insanın gönül hanesi olan manevi evini yıkar. Erkek ise; kadını Allah’ın yaratım planında, öz nuruyla şekillendirdiğinden ve öylece yaratım alanında zuhur ettirdiğinden, kadına fiziksel veya duygusal olarak gücü yettiği için, bilinçaltındaki bu şeytani evhamlarını, kadının üzerinde insafsızca ve imansızca uygular. Kolu kanadı kırık olan kadın ise, yuvam dağılmasın ve  çocuklarım ailesiz kalmasın diye, tüm yapılan zulümlere boyun eğer. Bilelim ki, zulüm eden kişiyi Allah dağıtır. Tüm zulmü fikirler, nefsi emmareyi içine alan ve besleyen Haris isimli melekeden yansır. Nefsi emmarenin direktifi çerçevesinde Harisliği terk etmeyen nankör kişi ise, şeytaniyete merhaba der. Haris isimli meleke, nefsi emmare çerçevesinde kaldığında ise, insanda menfi bir hırs şeklinde zuhur eder ve insanı şeytanlaştırır.
  • Hayal meyal görüntü ile ölçüyü net kestiremeyen terziler, keskin kesim yapamazlar. İşte kesim için kesin ölçü gerekir.
  • Gül demeti olan kardeşlerin, senin için en büyük hediyedir.
  • Hakkın has kulları insanlık için adeta birer pusuladırlar. Tutunan tutulur. Bırakan bırakılır.
  • Bir rotaya doğru araçla yola çıkmışsan, kaptanın kafası karışır da rotayı başka yöne çevirirse; işte o zaman en yakın durakta ineceksin. Yoksa onunla birlikte hedefinden daha da çok uzaklaşırsın.
  • Hakkına razı ol ki, hakka eresin…
  • Hüzün işte… Tümüyle özgürlükten yoksun olunduğunda, tümüyle dalamıyorsun denize… İlla ki suda dikkatin dağılır.
  • Hak yolunda dostluk kuranlar bilsinler ki, her anın tecellisi ayrıdır. Bu tecellileri seyir edemeyen ise, dün dostken bu gün dostluğun bittiğini zannedip üzülür. Hâlbuki hakkın huşu ve huzurunu duyup Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin yolunda dost olanlar, dün dostken bu gün de dosttur ve bu dostluğu unutmamış, hatta hatta bir üst halkadan nazar edip tüm haşyetiyle dostlukları sarmalamıştır. İşte bu sarmalama, aşktan öte olup El Vedud esma tecellisine mazhariyettir.
  • İlahi huşu hali, direk HU adıyla işaret edilen mutlak hüviyetin seyrangahı olmaktır. İşte bu huşuya dalan, daldığı an da bakar eski günlerine, güler ve geçer.
  • Gerçek âşıklar, HU adıyla işaret edilen mutlak hüviyetin etrafında uydu misali dönerler. İşte bunu semazen ile görselleştirmiştir Mevlana.
  • Dünyadaki tüm tatminlerin akabinde kalbe derin bir hasret iner. Çünkü her günahla kalbe bir perde daha iner. Bazı kişilerin dediği gibi eğer cennet buradaki affedersiniz fuhuşiyatta olsaydı, haramın akabinde kalbe derin bir hüzün inmezdi. Bu günah olarak tüm yasaklanan hasletler için de aynıdır.
  • Hamd halinde olmak şudur; terbiyenin yerli yerinde olduğunu seyredip, terbiyesini bozanı da terbiye etmeye gayret etmektir.
  • Ey kul, Hakka rücu etmek için her an kapı açık. Gir kapıdan Hakka ol revan. Nefsi emmareye olma eyvan.
  • Yaşı gelir elliye; çalışır, çabalar, toplar, alır, toplamak için yedirir ve içirir, çile ve ıstırap ile biriktirir, yeri gelir yemeğe dahi kıymaz, ev alır içinde oturamaz olur ve mutlu olmaz bir an. Çünkü nefsi emmare himayesinde mahkûm olduğu için, sağa sola dil uzatmakla ve ikiyüzlü davranmakla meşguldür. Tek hobisi diliyle ve ikiyüzlülüğü ile kalp kırıp incitmektir. Milletin ahını alarak, nefes alıp verir. Ruhunu teslim etmesi de öylece, evet öylece ıstırap içinde olacaktır. Çünkü nasıl yaşarsa öyle ölecektir ve kıyamette de öylece haşrolacaktır.
  • Senin rotan yoksa hedefin de yok demektir. Hak sevdası dışında bir sedan varsa, tüm kürekleri başıboş olarak rotasız çekmişsindir. Yıllarca çile dolu bir hayat sürerek öylece işini yaparsan, lakin kalbinin maslahatı hak sevdası değilse, boştur kardeşim.
  • Deme güç bende ve ben güç yetireceğimi ezeceğim, hakkın silindiri karşısında duracak kuvvetin yoktur.
  • Sen dünyada kabileni veya tanışını arkana alıp ağzını eğip bükerek, hem iki yüzlülük ederek hak gaspına parmak basarsan… Hak Teâlâ gün gelir o parmaklarını kıracak ve bıyık altından gülüşlerini de sana gözyaşı edecektir.
  • Haksızlık karşısında sen hakkını savunup hakkına sahip çıktığında, hak hırsızının darbesiyle ölürsen şehit olursun.
  • Allah yanı sıra el verecek olamaz. Sırası gelince Allah istediği eli dokundurur. El haksız dokununca, sen hakkını hak et.
  • Tek hudutlandığın sofra Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin sofrası olsun. Hudutlanan hudutlanır. Öylece hududunun dışından habersiz olur. Önüne gelen sofradan nasiplen ama sofrayı sahiplenme. Sahiplenirsen onunla hudutlanırsın.
  • Kişi hakikatine erdikçe geçmişine ah edecek. Neden, neden bu güne dek uyanmadım? Diye hayıflanacak…
  • Hakka dost olmak ciddi çalışmakla gerçekleşir. Öylesine iki kelam mırıldanmakla olmaz. Sen nefis terbiyesini oyuncak mı sandın? Dosta yürümeyi şaka mı sandın?
  • Hak ile bakan göz, hakkı hak görüp batılı da batıl olarak görür. Çünkü bize göre oluşan hak ve batıl, sonuç itibarıyladır ki, sonu nimete erenlerin ulaştığı güzellikle, külfete erenlerin ulaştıkları azap itibarıyladır. Zaten her şey hakkın zuhuru olarak tecelli eder. Öyle olmasaydı, Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz, haksızlık karşısında mücadele eder miydi? Zaten Mekke, içki ve alêm şehriydi. Kimseye bir şey demez, sizler hepiniz hak, putlar hak, içki hak, zina hak, sen ve senin soydukların hak deyip kimseye tebliğ etmezdi. Bil ki, her varlık rububiyet alanına tabi olarak amelini işler. Bizler yaptığımız müspet ameller ile rububiyet alanımızı nimete erenler gibi düzenleriz. Her halükarda rububiyet alanımıza tabi olduğumuz için, rububiyet alanımızı oluşturan rabbu-l’âlemîn olduğu için, Rabbul âlemîn Allah olduğu için, nimete erenlerin de, azaba duçar olanların da Rabbi Allah’tır. Rabbi Allah’tır diye, yer ve göklerde her şey hak olarak yani olması gereken konumda olarak ve hakka boyun eğmiş diye, insan için içki, zina, kumar, vs helal olmaz. Onun için de; yaşamın derununa inenlerin ilminden, ilimsel olarak az kırıntılar edinip, o yarım yamalak bilgi ile her şeye hak deyip, günah olarak sayılan helal haram çizgisine riayet etmeden, vahdetten edindiği kazanımları anlattı diye, yol aydınlığı olarak rehber olamaz. Çünkü mana yolunda rehber olan kişi ile rehbere kulak kesilen kişinin bilinci senkronize olur. Kişi rehberinden bilinç dışı olarak, onun ruh dünyasını kendisine akıtır. Öylece hiç farkında olmayarak haramla içli dışlı olarak yaşamaya başlar. İşte onun için olabildiğince, Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz yolundan ayrılan kişilerden, velev ki tüm vahdet ilmini cem etsin, ateşe düşer gibi uzaklaşmalıyız. Yol belli, yaşam bizim ve yaşamın oluşturacağı sonuçta bizi bulacaktır.
  • Hâl’a erenler sessiz ve sözsüz konuşurlar o makamları seninle. Ermeyenler ise sanki o makamları yaşıyorlar gibi hava atarlar. Hava atan hava alır dostum.
  • Aşk’ın tek tanımı vardır. O da aşktır. Yani tanımsızdır… Yani x/∞ (her hangi bir sayının sonsuza bölünmesi) nasıl belirsiz ise… Âşık olan da belirsizliktedir… Âşık olan ise, milyonda birdir. Gerisi laklakçıdır ve âşık olduklarını söyleyerek çevresine hava atarlar. Oysaki hava atan, hava alır.
  • Elbette kişi ulaştığı manevi havayı, hava atmak için deklare etmez. Hava atan hava alır. Ama kapasitesi olup da uyanamayan kişi kavramları bilmeden nasıl uyanacak? Onun için Kur’anı Kerim der ki; hikmetle vaaz et.
  • Her bir kişi hastalığı sayıklar durur da, tedavisi nedir, nasıl olacak? Diye kafa yoran olmuyor.
  • Gerçekten doğru yolda olan kişinin, her gün biraz daha huzur dolu bir bakışı olur. Hem çevresine huzur kaynağı olur. Ara sıra oluşan sekmeleri fırsata çevirmesini bilir. Yolculuğuna ölüme dek devam eder.
  • Mana yolculuğu ve akabinde semanın açılması samimiyetle hakka yönelenlere nasip olur. İnatla üstünlüğünü kabul ettirmeye çalışanlara değil…
  • Esas olan; her şeyi hak olarak görmek değil, haktan bilmektir. Her şeyi hak görenler, mana yolunda acemi olanlardır. Olay şu ki… Esma ve sıfat âleminin nakşı sonucu olarak oluşan, her gördüğünü haktan bilmek; fiiller âleminin sonucu olarak ta kesret âleminde yaratılan her şeyi halk olarak görüp hakkını vermek… Zat makamı itibarıyla ise, seyrinde susmak ve kendi varlığını ona borçlu bilerek secdeye varmak. İşte yaratım tecellisi kısaca budur. İçini açmak ise, bir muammadır.
  • Hayvanın bile rahmet duyguları olur. Sen su üstünde yürüyeceğim diye tüm duygularını atarsan, kardan adam gibi buz adam olursun. Veli duygusunu yenip duygusuz olmaz, aksine duygularını hak rızasına uygun ayarlar.
  • Hakikat ilmi yitiğimiz… Alırız bulduğumuz yerden… Onunla yükselir şanımız… Öylece olur manada düğünümüz…
  • Geçsin için, için için… Hak için, boğaz düğümlenerek işlensin için için… Saklı hazinen olan melekûtun için… Öylece can olsun senin için…
  • İman fıtratın gereğidir. İçinde hayâyı da barındırır. Haya etme ve utanma fıtrattandır. Bu ise, sosyal öğreti içinde şekillenir.
  • Sen özündeki güzelliğe ermek için çaba sarf etmediğin müddetçe, dışarıdan edindiğin çabanın tümü boşa emektir. İlim; dışarıda olanların karmaşık sistemlerini bilmekten çok, senin malın olan özündeki hakikate vakıf olmandır.
  • Ey kul neden Allah’ın haram ettiği şeylerin peşine nefsini takarsın. Bunlar senin nefsin için zulümdür. Hem ruh için ölümdür. Haramdan arındığın kadar yükselirsin. Aşağıda kalan haramın karanlığını seyredersin. Ordakilere de ışık olmak istersin. Şeytan karanlıktır. Peşine takılan nefis karanlığa gömülmeye mahkûmdur. Her haram şeytana açılan bir penceredir.
  • Hakikat kapılarını kendine aç. Et rabbine doğru miraç. Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin yaşamını et kendine sertaç. O zaman korkunç canavarlıktan kurtulursun gezersin dere yamaç. Karanlıkta açılan bir Muhammed-i gül ol, hakkın yolu olsun sana amaç.
  • Hakikatini unutan insan, fırsat eline geçince çok korkunç bir canavara dönüşür. Ezer, kırar, yıpratır ve yok eder.
  • Söz ey rabbim benden çıkacak hak sesi… İnsandan fışkıran duyguların en yücesi… İnsandan insana akar en büyük hazinesi… Bu hazineye dalıp göreceğim insan hissesi…
  • Bir çok tasavvuf ekolunun hakikatten sapmasının nedenini şöyle izah edelim. Olay şu ki, hakikatten sapanlar, varlık makamlarını bir birine karıştırdıklarındandır. Zat makamını fiiller makamına monte ediyorlar, öylece sapkınlık başlıyor. Oysa ki zat makâmının seyri, sırf kişiye özgü bir zevktir ki, asla ve asla kelimelere dökülemez. Zat makamının tefekkürü bile yasaklanmıştır. Ama gel gör ki bunu getirip tüm varlıkla özdeşleştirip tüm varlığa zatı hak diyecek kadar gözlerini kapatmışlardır. Zati makamdaki zevke erip bunu kelimeye dökenler ise, konuya meraklı insanların helakine vesile olmuşlardır. Bu günah dahi onların helak olmasına yetmiştir. Burada şunu da söyleyelim; halk arasında meşhur bir söz vardır, veli idi ama imansız öldü. İşte, zevke erdikten sonra yaşadığı bu zevki eğer bilgelik yapıp insanlığa anlatırsa, bu anlatan bakımından çok tehlikeler doğurur. Çünkü hasbelkader yaptığı riyazat ve çalışmalarla erdiği zevki, herkes yaşayacak zannı ile veya kendisini farklı göstermek maksadı ile genele anlatırsa, konuya meraklı olan kişiler, akıllarıyla olaya öylece bakmaya başlarlar. Öylece zat makamını fiiller makamına indirgeyip helak olurlar. Buna zat makamını ef’al makamına monte etmek diye tabir ediyoruz. İşte o kendini veli derecesinde görüp zevke ulaşan kişi, o kadar kişinin yolunu kaybetmesine vesile olduğu için, onların ahı onu kapsar ve imandan mahrum olarak dünyaya veda eder. Tasavvuf ilminin içeriğinin zevkleri kişiye has olup anlatmamak esastır. Anlatan ise, mahrum olmuştur. Sadece zevke giden yol izah edilir. Gayrı olamaz. İşte tasavvuftaki esas mürşid, hakikatine uzanan yolda ef’al, esma, sıfat ve zat makamlarını bir birinden ayırt edip, öz hakikatine doğru yürürken; saplantıya düşürmeden dervişi yetiştirendir. Her makamın hakkının eda edilmesi ve zat makâmı hakkında tefekkür dahi edilmemesi olayını idrak ettirmektir. Zaten gerekli çalışmayı yapıp manasına doğru yolculuk yapanlar, sonsuz zevke de ereceklerdir. Tarihte yaşayan onca veli, Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimize kulak verdikleri için veli oldular. Ama tarihin derinliğinden günümüze kendisini ergen çocuk gibi gelişmiş zanneden bir çok kişi de, onca bilgisine rağmen yanıldı. Zati zevk hallerini herkes yaşayabilecekmiş gibi avamın içine saçtı. Öylece milletin helakine vesile olduğu için de, kaybederek dünyayı terk etti. Bu yanlış anlaşılmalar ile bir çok batıl tarikat ve meşrep oluştu. Herbiri ilim ehli nazarında tarihin tozlu raflarına terk edildi.
  • Hu… Nazarınla nazar edindim… Mananı mezar edindim. Ruhunu yaver edindim… Öylece kalbimi mest eyledim.
  • Hocandan aldığın dersi hemen anladım deyip hocanı küçümseme. Zira hocan ders verecek kıvama gelene kadar çok işlemden geçti. Dersini al ve mütalaa ile iyice pekiştir. Mütalaa edilmeyen derse dalamazsın. Sonra dersini partnerinle müzakere et. Müzakereni kargalar ile dahi yap. Hatta hatta  kargalar bile sana ders verir. Oysaki sen; kargalara gülersin.
  • Her hale hamd edebilmek için her halin sahibi olana teslim bir kalple uyanman gerek. Yoksa hamd hamd deyip durursun.
  • Çevrendeki herkes seni terk edip yalnız kalsan da, sakın ha hak olandan taviz verme. Çünkü HALK FANİ ama HAK BAKİ…
  • Hüzün kişi için en büyük nimettir. Kalbin rabbe duyduğu hasrettendir. Hüznün varsa mutluluk seni bekliyor demektir.
  • Bizzat yaşamını görmediğin hakikati inkâr etme. Müslüman’ım deyip Allah’ın nişanelerine dil uzatan, okun yaydan çıktığı gibi İslam’dan çıkar. İslam’ın nişanelerini Allah, Kur’anda zikrederek değerli kılmıştır. İşte Kur’an ayetlerini inkâr edenler, bir şey elde edemezler. Tüm amelleri ise, boşa gitmiştir.
  • Tüm varlık içsel bir bağ ile bir birine fısıldar. O yüzden uzaklar olur kısa, kalp olur haberdar. Mekân ve zaman tây olur, kalpler olur bahtiyar. İşte bu haber ile gönül lezzet dolar, ey hakka adanan yar.
  • Hu der gönül rahmanın rahmetinden… Secdeye kapanır Allah’ın azametinden.
  • Her insan dünyaya teşrif etti tek… Her an rabbiyle yüz yüzedir teke tek.
  • Hakkın kükreyen sesini halkın dokunuşuna göre seslendiren hakkın kulları ile bir nefes vermen bile şifadır.
  • Ya hu… Başım eğem sana… Baş değdi kaşa… Nokta oldu ulu orta… Yaşa yaşlanır damla… Damla eğdi başı sana… Sığdı kalıba… Pişer işte… Hu deyu… İşte ne güzel bir rüya… Bazı rüyalar çok güzel olur. Kişiye kendisini buldurur…
  • Haramda olmaz gözüm… Çünkü hakkın nefesidir sözüm… Hem onunladır ve ondandır benim yüzüm.
  • Bakıyorum hak fermanına… İşte çıktığında o ferman… Olursun bana derman… Olmayacak hayâm… Dolanacağım etrafında her an… Üryan olup ihram giyip sende olacağım… Yorulduğumda seni haneme konuk alacam… Etmeyeceğim heyecan… Hakla süzüleceğim her an.
  • Hakikat bizim pazarımız… Zahir oldu mezarımız… Mezar olmadan ceset kaybolmaz, biliriz.
  • Rahmandan bekler hikmeti… Rahimden içer şerbeti… Öylece mest olsun can, oluşur yakin ve terk eder garabeti.
  • Allah her şeyi bir hikmetle yaratmıştır. İçinde olduğun oluşun hikmetini sez. Sakın tökezlenme.
  • Rahmeti Rahman’a yüz çevirip gayrına sırt dönen hak erlerine yerden semaya selam olsun. O Selam’da rahmet bizleri de bulsun…
  • Hakikati hissetmek için ne kitaplar okudun, ne yollardan geçtin, ama olmadı… Hakikati hissetmeyi isterken mal, can ve evlatların sınavlarıyla ne yangınlara ne ateşlere düştün ama isyandan alıkoyamadın kendini. Oysaki zikirle tümü önüne gelecekti. Bul artık özüne indireceğin zikrin gerçeğini. Hemhal ol özüne götürecek zikrinle. Sonra bak aynaya ve gör sevgilinin yüzünü yüreğinin derinliğinde.
  • Hülya ve seraplara doğru fikirleri kanatlandırmak için de zikir şarttır. Kalbin fikre kapanırsa, seraplara güler, hülyaları teper olursun. Evet nefsim… Düşlerin daim olsun. Fikirlerin dirilsin. Öylece kalbin hikmete amade olsun.
  • Allah hiçbir şeyi boşuna yaratmamış… Hatta hatta serap bile insana gayret katarmış. İşte Hacer anne… Serap ona zemzemi sundu. İşte seraplar da boşuna değilmiş. Hülyanın gücüne güç katarmış. Kişinin emeline merhem olurmuş. Hülyadan hülyaya uçuşurken, serap serap oldu tepeler. Tepeden hülyaya erince ise, ayağının altından su fışkırır İsmail’in.
  • Yazarım hakka nazar ederek… Yüzündeki tebessüme odaklanarak… Kalbin muhabbetini yaşayarak… Her an halka hak hak diye haykırarak…
  • Hak erleri hiçbir zaman hakkın sevmediği ve bu hak söylemi istikametinde halkın hoşlanmadığı bir söylemde veya eylemde bulunmaz.
  • Hakkın cemalini seyir ederken uğradım virane olmuş bir şehre. Baktım orada köşesine çekilmiş virane bir çehre. O şahsın çehresinde seyir ettim kendimi, öylece dolaştım tüm feleğimi. Feleğimde dolaşırken ve meleğim de yüzerken sundum bir tas çorba, iç dedim, ol bana ayna. Feleğim seni sundu Kâbe’m, hu deyip etrafında döndü. Dönerken mest olup hakka hamd etti.
  • Hayat bulsun matemin… Tekvin bulsun hatemin… İlimle dolsun batının… Nurlansın tüm her bir yerin…
  • Huyumuz; karışımızdan gelen haykırışın hak haykırışı olmasını görmemizdir. Geleni severiz. Gideni üzmeyiz. Çünkü tümü bizi bize sunan ilahi nağmelerdir.
  • Her an yeni şan oluşur sen ile… Her yeni şan oluşur kün ile… Kuldaki kün oluşur isteği ile… Ama sendeki istek ise, onun hükmü ile.
  • Hakikat ilmi, şeriat ilminin işaret ettiği yaşamın iç yüzünü öğrenmektir. Şeriat ilminin yaşamını terk ediş değildir.
  • Çoğu “hayr”de şer, çoğu “şer”de hayr gizlenmiştir. Bunu anladığında, içinde bulunduğu anın kıymetini bilerek gereğini yaparsın.
  • İşleri o kadar yoğun ki, hakikatine uzanan yolu terk ediyor. Demek daha önemli işleri olmalı… Acaba daha önemli işleri ne olabilir?
  • Her kafadan bir ses… İnsanlar gerçeğin peşinde etmedi pes.. Zalim diyor sesini kes… Sakın etme pes… Sen de hak yolunda rüzgâr gibi es.
  • Hakka riayet et ki haktan mahrum olmayasın ey nefsim…
  • Her söylenen sözün yüzü başka bir tarafa bakar. Bakan tarafı görmeden, sözlenen söze anlam vermeye kalkmak; hedef olan manaya vardırmaz.
  • Yanarak değil özlemle iste, hak önüne koyacaktır.
  • Kim hakikate ererse sadece kendinedir bu doğru yolu bulmuş oluşu; kim de saparsa (hakikatten) yalnızca kendi nefsi aleyhine sapmış olur! Hiç kimse, bir başkasının yaptığı yanlışların yükünü taşımaz! Biz bir Rasûl oluşturup (bâ’s edip) onunla uyarmadıkça azap yaşatmayız!.. (İsra 15) Demekti elimizde irade vardır. İnsana irade verilmemiştir diyenler, insanlığı sömürmek isteyenlerin ta kendileridir. Daha Allah ne desin bize…
  • Milleti hor görmek, öze yönelene yakışmaz. “Öz” duru ve sakindir, kendini sanma havas.
  • Veli sensin ey Allah kulu. Allah esmasını kendinde keşfet ve veliyi gör…
  • Hüzün hali çökünce… Yolun başı gözükmüştür.
  • Her ferd sofrasını hazırlar ve üzerine oturur. Cömert olan konu komşuyu da davet eder.
  • Hakikatinin derununa inmek için bazen helal olandan bile feragat etmek gerek.
  • Hayat işte… Seni limon gibi sıkmak için avuca aldıklarında, ver eline robotu direk parçalasın. Çünkü sıkmak sıkar ruhu…
  • Her insan ayrı güzel… Hepsiyle hep olmayan ne anlasın huşudan.
  • Hayvan olarak gördüğün varlık, varlığın sıfır noktasında olup kendi terkibi oranında fenafillâh halini yaşar.
  • Olayın aslından mahrum olanlar… Hakla tecelli edeni halktan zannederler… Halktan tecelli edeni de hak zannederler…
  • Her zaman muhatabın dediğine ve şahitlerin şahadetlerine göre hüküm verme. Bazen de kendini onun yerine bırak ve ona göre hüküm ver. Buna hukukun ruhu denir.
  • Allah yazısı oturur tene… Artık o adına der ene… Hakkın hükmüyle var oldun, bunu bilsene…
  • Ruküdan kalkınca deriz ya… Hamd edenin hamdını Allah duyar. Çünkü Allah’a boyun eymişliğini fiilen yapmış ve ona teslimiyeti bilfiil yaşamış, öylece de Allah’ın yaratım planıyla bütünleşip hamdın içinde bir nefes olmuşuz.
  • Çok muazzam bir sır. Al sana besmele sırrı. Bakmak, Allah iradesini yöneltme eylemi ile gerçekleşir. Tüm manaları böyle tefekkür et. Halifeydik yaa…
  • Dünyevi çıkarlar manevi ilimle ilimlenmeye mani olur. Gizli ilimlerin menbağı insanın ta kendisidir. Aramayın başka yerde başka hazine.
  • “Kul (HU)’vellahu ahad” ile “Allahu la ilahe illa(HU)” ayetlerinde ki (HU)ların arasındaki en büyük fark, yaratılış sırrını ihtiva eder.
  • “HU”, mutlak zata işaret etmek üzere kullanılan bir edattır ki; artık direk zat ile özdeşleşmiş bir isim gibi olmuştur. Allah ismi ise, mutlak zat kendisini yarattığı mahlukatına Allah olarak tanıtmıştır. Yani biz, mutlak zatı Allah olarak tanırız. öylece isim ve sıfatlarına uzanırız kendi açımızdan. Gayrı bir halde onu tanıyamayız. O subhandır tüm bilinenlerden, ama tüm bilinenler de onun bize tanıttığı kendi sıfat ve efalinin sonucu olan yaratımının zuhuru olan kesret aleminden. Yaratımı olan kesret ise, onun nurundan. Onun nuru ise onun veçhinden.
  • İnsan halifedir… Kendisini rüzgara bırakmamalıdır… Su gibi olacaksın… Yerdeki toprağı besleyeceksin. Bulut gibi havada dolaşırsan, bir rüzgarla dağılırsın.
  • Hakkına razı olacaksın, ama hakkı ayakta tutacaksın.
  • Heplikte ve varlıkta seyir varken, hiçliğe duyulan merakı anlamış değilim.
  • Her hayvan doğada doğal bir halde serbestçe yaşamalıdır. İnsan saf ve som bir sevgiyle hayvanata yöneldiğinde, işte o zaman tüm hayvanlar; insan için tam bir dost olur ve sahip oldukları melekûttan nasiplerini akseder.
  • Hayvanlar ne güzel ya… İşte fena hali onların mutlak fıtratlarını riyasız olarak sergilemeleridir. Karşılıksız sevgidir onların her anı. Lakin acıktıklarında ise, kendilerine verilen izin dâhilinde avlanırlar. Hadlerini aşarlarsa, onlar da cezalanır. Boynuzlu koyunun boynuzsuz koyuna vurmuş olduğu boynuzun hakkını boynuzsuz koyuna ödemesi, bizim bu sözlerimize en büyük delildir.
  • Hakkı hakkına ulaştırmak, yolumuzun yegâne amacıdır. Manada yol alanlardan iki bilgi kırıntısı edinip Şeriat-ı Garra-yı Muhammediyeye dil uzatıp, hakikatin şeriatı ayrıdır diyenleri hayretle seyrediyorum. Sanki Şeriat-ı Garra-yı Muhammediyenin gizli kapaklı bölmeleri var. Ya hu o her şeyi açıklayıp gitti. Sen derindeki mana ve yönelimi buldun diye Şeriat-ı Garra-yı Muhammediye yön mü değiştirdi? Hangi makam ve konumda olursan ol, Şeriat-ı Garra-yı Muhammediye senden sakıt olmaz. Senin yönelimin ve manan hem huşun değişir. Ama fiillerden herhangi bir şey sakıt olmaz. Olur diyen, aldanmış ve şeytana düdük olmuştur.
  • İnsanların en hayırlısı hidayet bulanlardır. Gerisi zayıf koyunlara konan sinekler gibidir.
  • Karar verirken hafızaya ilk çakan fikir en isabetli olan fikirdir. Sonrakilere vehim karışır.
  • Çirkin bir haram dahi Müslümanlar arasında karşılık bulsun diye adı inceltilerek ve heyecanlı bir ses tonuyla söyleniyor ki çekici olsun. Sen hak yoluna çağırırken neden itici oluyorsun. Unutma ki Allah rahmetiyle kuşatmıştır.
  • Hayırdır yaa… Hristiyanlar tek İsa’yı Allah’a oğul etmişken… Olayın cahili olan çakma tasavvuf ehli, bunun ismini değiştirerek herkesi ona oğul etti. Allah ıslah eylesin. Unutma ki;  Allah, Subhânehu ve Taeladir.
  • Hakikatimize iki yönden bakarız. Birincisi, üflenen ve şeffaf olan ruhumuzu yani benlik merkezimize birimsellik hüvesi veren mahalli tanımak… İkincisi, rububiyet alanımız olan terkipsel faaliyetimizi nimete erenler gibi yoluna koymak. Öylece üflenen ruh yani nefsimizi şekillendiren hüviyet; en güzel şekilde konumlansın ki, her iki cihanda mutlu eylesin.
  • Hakikatinden uzaklaşan… Başka yerlerde yüzükoyun sürünür. Her yolun seyir güzergâhında senle sendekinin kesiştiği yer, senin için sadece bir basamaktır. Ve hakikatine açılan bir nefestir. Basamağa takılmadan ve kendini hapsetmeden yürümeye devam et. Ama geçtiğin her bir basamağı da söküp atma. Geriye döndüğünde sana lazım olacaktır. Yoksa geriye döndüğünde yol yordam göremeyecek, kendini sekr halinden ve cezbeden çıkaramayacaksın. Aklın gidecek ve meczup olarak ölümü beklemek zorunda kalacaksın.
  • İşin hakikati; tek dost Allah’tır. Allah bir insanı kendi dostluğuna ulaştırmak istediğinde, kalbi sırf kendi ile olan başka bir insanı sebep eder. Saf ve katıksız dost, Allah’ın bizzat kişiye hediye ettiği yol arkadaşıdır. Yani sen saf ve katıksız bir nazara ulaştığında, senin için gerekli dostu bizzat Allah seçer ve sana takdim eder.
  • Hayvanseverlik, her hayvanın hakkını vermektir. Yoksa her gördüğü hayvanı alıp koklayıp salyalarını kendisine bulaştırmak değildir. İnsan hassastır, her salyayı bünyesine alamaz. Örneğin bal arısının salyası şifa iken, akrebin salyası zehirdir.
  • Bazıları şöyle derler, hadisler peygamberden 200 yıl sonra yazılmış… 200 yıl hadis yokta İslam yaşanmamış mı? Dikkat ederseniz hadisleri sahabeler nakletmiş tabiine. Tabiin de etba-ı tabiine nakletmiş… Ağızdan ağza nakledip sımsıkı sarılmışlar dini İslam-ı mubine… Mesafe açılınca o mübarek insanlar dediler ki; ağızdan ağıza peygamber yaşamını aktarıyoruz da ilerde kaybolabilir. Karar verip tümünü kayıt altına alıyorlar. Hangi hadisi kim kimden rivayet etmişse, tümünü tek tek yazdılar. Allah tümünden razı olsun. Sonsuz güzellikler onları bulsun. Evet, hadisler ve sünnetler 200 yıl vardı ve ağızdan ağıza nakille geldi. Zaten buna göre Müslümanlar namazını niyazını, dinin fıkıh kurallarını uyguladı. Yoksa sırf Mushaf ile yaşam yolunda uygulanacak hükümlerin teferruatını bilemezsin ki… Yürüyen Kur’an olmalı ki, hayat tarzı anlaşılsın.
  • Hak yolcusuyla oturup hasbıhal ederek bir fincan kahve içmek, kırk yıl hatırı olur deyip canı canına hibe etmek, Allah ile olup halkta hakkı seyir edip hakla mest olmak, ne güzel tecellidir.
  • Hakiki hatip, senin duygusal sinirlerine dokunup ağlatan veya güldüren değil, seni sana tanıtan hikmet ehli âlimlerdir.
  • Her anlatan hakkı anlatmaz. İneğe tapmayı anlatan rahip öyle bir duygusallıkla anlatır ki, dinleyenler ineğin idrarını hürmetle içer. Her tatlı tatlı konuşup dilini eğip büken kişinin kalbinin âlim olduğunu mu sandın? İlim derundan derununa iner. O da ancak, mutlak iman ile elde edilir.
  • “Hu” der gönüller… Bir de bakarsın açılmış sümbüller… İşte onlar Muhammed-i nura nazar ederler… Muhammed-i nura nazar etmeyen ise, kendisinden bahseder..
  • Her an canlı ve diri ol… Hakkı halkla gör kul ol… Kaim ve daim hakka bul yol… Hakikatine uzasın sendeki kol…
  • Hu adıyla işaret edilen mutlak zat ol demiş olmuş. Tesadüfün eli yaratımda olamaz.
  • Her insan hata eder. Hatasının farkına varıp tövbe edene ne mutlu. Ama hatasında inat eden ise, en mutsuz olandır.
  • El Hâdi isminin açığa çıkması ile hidayet veya El Mudil isminin kapanması ile dalalet oluşmaz. Tüm Esma-i Hüsna’daki isimler; kompleks olarak kişide nimete eren kimseler gibi zuhuru ile hidayet, kapanması ile dalalet oluşur. Tüm isimler ruhta ayrı, bedende ayrı tecelli eder. Aradaki bağı da, iman melekesi oluşturur.
  • Hayvanlar sahip oldukları meleki kuvvelerini tam ve net kullanırlar ve insanlara ilham kaynağı olurlar.
  • Haram ve helal arasına kesin olarak engel koymayan kişi, rabbinin adıyla okumamıştır. Rabbinin adıyla okumayandan da bir cacık olmaz.
  • Hayatında bir tek veli yetiştiremeyen veya hatta hatta yetiştirdiğinin seyrini dahi seyir edemeyen kişi, kendisini kandırmasın.
  • Hakikatten sapıtıp, öylece yazıp kendisini anlamakta müstağni görene; eyvallah diyeceksin ki sen de rotandan kaymayasın…
  • Hediyeleşmek muhabbeti arttırır. Hediyeleşmek ile sadakayı karıştırmayalım. Allah Resulü hediyeyi alır, ama sadakayı almazdı. Aldığı hediyenin de en az misli bir hediye, hediyeyi takdim edene sunarlardı.
  • Okuduğumu hediye edeyim de nedir… Hediye etmek bile karşılık beklemektir. Sen karşılıksız amelde bulun.
  • Okuduğunu hediye etme olayının bir başka yönü… Okunan dualar ve ayetler illaki birilerine hediye edilmeli midir? Kişi ancak kazandığını hediye eder. İşte ortada bir şey yoksa, hediye edilecek bir şey de olmayacaktır. Zaten ayet ve hadislere bakarsak, birbirine dua etmek vardır. Bir şeyi okuyup birine postalamak yoktur. Çünkü zaten yaptığımız tüm ameller, bizi kendi hakikatimize yakınlaştırmak içindir. Amelimizi yaparız ve orada yaptığımızı da unuturuz. Çünkü yaptığı amelleri unutmayan ve hep göz önüne getiren kişinin ameline ucub karışır ve işlediği amel, onu özüne yakınlaştırmaz. İşte onun için  yaptığımız her amel, hakikatimizi oluşturan öz cevherimize erip, özümüzdeki güzellikleri yaşam alanımızda seyir etmek üzere, bize sunulan prensiplerdir. Farz edilen tüm ameller, Allah’ın koyduğu tüm farzlar, yasak edilen tüm haramlar, Kur’an okuma, zikir çekme, sadaka verme vs her amel öyle. İşte tüm gaye özümüzdeki hakikatlere ermek içindir. Eren kişiye de ermiş derler. Ama bizler anne babamıza ve tüm iman ehline dua etmek üzere Allah’tan emir almışız. İşte bu dua dahi bencillikten kurtulup sırf ve som olmaya dönüktür. Tüm mesele egoluktan kurtulup Allah’ın cemaline dönmeye matuftur.
  • Biri çok yakınlıktan dolayı senle sarmaş dolaş olmuşsa, sakın ona bulunmaz hint kumaşı oldun deme. Çünkü senle sen olmuştur.
  • Kendini bulunmaz hint kumaşı olarak gören birini görürsen, sen ona acemi terzi ol ve hepsini bölük pürçük et.
  • Hangi fikir veya düşünce veya zikir! Seni bir insana köle ediyorsa, hızlıca oradan uzaklaş. Hangi fikir veya düşünce veya zikir! Senin benliğini veya kişiliğini pasifleştiriyorsa, sessizce oradan uzaklaş. Hangi fikir veya düşünce veya zikir! Senin gözüne farzları ufaltıyorsa, sessizce oradan uzaklaş. Hangi fikir veya düşünce veya zikir! Senin gözünde bir haramı küçültüyorsa, hızlıca oradan uzaklaş. Hangi fikir veya düşünce veya zikir! Senin iradene ipotek koyuyorsa, hızlıca oradan uzaklaş.
  • Hak yolundan sapana Hak olmaz yar… Kış olur üzerine yağar kar.
  • Hakikatini unutan ineği tavaf eder… İhtiyacını kendi gibi aciz ineğe arz eder… Kendine apaçık zulmedip yazık eder… Sonsuzluğu kendine zindan eder.
  • Tohum toprağın bağrında karanlıkta büyür. Bebek karanlıkta oluşur. Sırlar karanlıkta vuslata dönüşür. Her bir kişinin öz halleri onunla rabbi arasında olmak zorundadır. Yoksa zede alır. Zede alan yumurta civciv olmaz. Yumurta içi asla hava almamalı, yoksa civciv oluşmaz. Onun için edindiğimiz sırları asla ve asla kimseye sunmadan hakka doğru urucumuzu tamamlamalıyız. Küpte bir sıçanı barındırmayıp açıp bakana sonsuz ve sınırsız hakikat sırları açılmaz.
  • Hayatında dengeyi tutturabilirsen, yaşamına giren her taşı tutturabilirsin. Taşın yedi yüzü vardır ki; ördüğü duvarına oturtamayan ustasına küfredermiş derdi büyükler. Olay mecazmışta yeni anladık galiba…
  • Her amel sonucu oluşan bir hormon vardır. Manevi hasletleri terk edip gerekli hormonların oluşmasından mahrum olan, bu hormonları madde üzerinden temin etmeye başlar. Madde üzerinden mutluluk hormonlarını edinmeye çalışanlar, nihayetinde toslar. Mana üzerinden gerekli hormonlarını faal edenler ise sonsuz sevgi ile senkronize olur. Bu da sonsuz huzura yol açar. Nitekim ayet der ki, Kalpler ancak Allah zikriyle tatmin olur. Demek ki başka tatmin olamaz. Tatmin olan varsa, o tatmin sadece sahte mutluluklardır.
  • Yanındaki kişiden utanıp diz üstünden inmeyen hayâ âleminden sıyrılıp, ayak ayaküstüne atarak sohbet edildiğinde, sohbetteki öz tecelli kaybolup gitti. Zira hayâ imandandır.
  • Uykusu kaçıp Hakka ve irfana kanat çırpan rahmani kullara ne mutlu… Selam ve rahmet onları kuşatır… Nur ve ilim onlara açılır… Adalet ve yakin onlara cadde olur… Kesafet onları terk eder… Ğaliz bir bulaşma onlarda kalmaz… Abdestleri tamamlanır… Namazları huzur olmaya hazırdır… İşte onlar ölümsüzler…
  • Zaten her hayvan diye gördüğün, aşk halinde yaşar ve fena bulmuştur rabbisinde. Sen huşu ehli olmak için nefes al.
  • Halkın nazarıyla mest olursan, Hakkı rüyanda bile göremezsin.
  • Hakkın nazarı seni mest eylesin. Bu mest oluş tüm masivayı unuttursun. Masiva dünyanda oldukça, sen oradasın.
  • Uydur uydur söyle ve “bir hadis” yaz altında… Öylece kendi saçmalıklarını ekle. Hu’nun tüm özelliklerini kendinde bulmakta ne… İlerde hu yaparlar. Güya artık başka kavram kesmez.
  • Hakkın rızası dışında bir istek veya arzu ile kimseyle bir arada olunmamalıdır. Yoksa kişi mahzun olup geri kalır.
  • Heplik veya hiçlik olayı yani kişinin ulaşacağı hakikatin özü şu ki… Hiçliği/fenayı yani varlığının sınırlılığını anlayıp, hep/baki ile varlığını kuşatan yani hudutsuz ilim sahibi ile kaim olduğu gerçeğini idraktir.
  • Hep olmaya geldik, hiç olmaya değil… Hiç olacakmış tövbe tövbe…
  • Kişinin hocasının hakkı elbette tartılmaz ve tartışılmazdır. Ama hiçbir insana kutsiyet verilemez. Her insan eşit olarak mes’uldur.
  • Nimete erenlerin kulluğunu yaşamadıkça, her gördüğünün hak üzere olduğunu veya haktan geldiğini bilmek seni kurtarmaz.
  • Madem ki hakkı hatırlatacaksın… O zaman keskin bir şekilde hak ile batılı ayırarak belirteceksin.
  • Diyor ki bir arkadaş, fikirlerin keskindir. O şundandır… Çünkü hak ile batıl keskin çizgilerle birbirinden ayrılmıştır.
  • Aşırı iyi hammaddeyi markalar alıp dokur ve üzerinden reklamını yapar.
  • Düşük kaliteli hammaddenin alıcı ustası pek bulunmaz. Ancak kalfaya teslim edip dokundururlar.
  • Sen zikir ile hammaddeni kaliteli et. Bak bakalım o zaman ustanın dokunuşuna.
  • Ürünün kaliteli olması için hammaddesi kaliteli olmadır.
  • Hammaddesi olmayan fabrika zaten ürün üretemez.
  • Allah’tan izin alamayan kişilerin kalplerine dokunamazsın. Allah’tan izin çıkması için de, kişi hammaddesini tedarik etmelidir.
  • Bize olayın hikmetini açıklamak düşüyor. Olayın işleyiş hikmetinin anlatımı ise sömürücülerin işine gelmiyor. Ama Allah hikmetle vaaz edin diyor.
  • Arştan ferşe insanda yerleşse… İnsan daha da geniş kalır.
  • Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem  şöyle buyurdu: “Kıyamet gününde, haklar sahiplerine mutlaka verilecektir. Hatta boynuzsuz koyun için, boynuzlu koyundan kısas alınacaktır.”  (Müslim, Birr 60. Tirmizî, Kıyâmet 2)… Eğer fena bulup kavramı halk dilinde anlaşıldığı gibi yok oluş olsaydı… Hakkını alsa ne olur, almaz ise ne olur. Demek ki yaşam devam edecek…
  • Ruhlarına hainlik işlenen ve zulümde had tanımayan esfel olan kişiler; sağır olarak yaratılan zebaniler tarafından toplanıp, nara attıkları halde nara atılacaklardır. Acıyanları da asla olmayacaktır.
  • Huzurun kaynağı olan hızırınla kaynak olamıyorsan, bir kaynakçıya görün.
  • Huzurunda konuştuğunda, için huzur dolup coşkusu iliklerinde titriyorsa, o hızırındır.
  • Hızırın sana gelir de, sen hızırın verdiği huzurdan dahi habersiz hızırını elinin tersiyle itersin.
  • Bazen hayret edersin… Maymundan geldiğini söyleyen maymunun torunu, Adem neslinden gelene dil uzatabiliyor.
  • Hani gaye sırf ilimdi ve kimsenin ne iş çevirdiği kimseyi bağlamıyordu. Kendi bacağından asılıp kokusu rahatsız etmedikçe karışılmazdı. Yok efendim, bunlar hepsi sadece hikayelerde olur.
  • Bizzat hakikatine şahit olmadığın lafı alıp sahiplenip dağıtmaktan daha büyük bir hezeyan göremiyorum.
  • Hak yolun savunucuları olan İslam araştırmacıları ve titiz âlimler; “Cümmel esâbi” diye de isimlendirilen “Ebced” hesabına veya diğer adıyla “Cifr” hesabına şiddetle karşı çıkmışlardır. Örneğin, İbn Hacer el-Askalânî, buna itimat etmenin caiz olmadığını söyler. İbn Abbâs’ın da, bu hesabı sihir cümlesinden saydığı nakledilmektedir. Bizde kesinlikle bu hesaplamaların insan üzerinde uygulanışına şiddetle karşıyız.
  • Belki “bir” vakitten sonra artık insanın buluşması geliyor. İşte buluşma hasreti kalbi yakıp kavurduğunda, merhalene ulaşmışsın demektir. Sonrası ise, kalbine inmektir. Hâsılatı ise, mutlak ganimettir. Ganimet ise, Allah ve resulünündür. İstediği gibi payidar ettirir. Olayı bilmeyenin gözü ise, savaştaki birkaç ganimettedir. Bu ise, dünyevilikten öte değildir. Sıyrıl ve er…
  • Hata yapmışsa ak saçlı bilge, kara saçlı öğrenci yapıştığı taassubundan ötürü yapılan hatayı fark etmezse, aklına şaşarım. Zira aklı hipnoz olmuş ve kendisini ellere teslim etmiştir.
  • “Yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi birer ümmet olmasınlar. Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmamışızdır, sonra hepsi Rablerinin huzurunda toplanırlar.” (En’am süresi 38)” Hayvanlar da başka bir âlemde ve kendi evrelerinde, yaşamları sonsuza dek devam edecektir. Allah, hayvanlar da sizin gibi bir ümmettir der ayette. Demek ki onların da bizim gibi sonsuz hayatları vardır. Olmasaydı, bir hayvan kendisine yapılan iyiliği unuturdu. Hâlbuki yıllar geçse de unutmuyor.
  • Sakın ha hiç bir hayvana sakın zulüm etme. Yoksa kıyamet günü ondan utanırsın…
  • Hayvanların da fena dairesinde sonsuzluğa kadar yaşayacak olmaları, onları da bekleyen bir mükâfat makamı olacağına işarettir. Ama ne olduğu bize bildirilmemiştir.
  • Hayvanlar fena dairesinde yer alır. İnsanlar ise beka dairesinde yer alır. İkisi de sonsuza dek var olacaktır.
  • Bazı sözleri anlaman için; söyleyenin gözüyle bakman, eliyle tutman, kulağıyla duyman hem ayağıyla yürümen gerekir. Yani empati yapman gerekir. İşte hadis-i kutsi tam da bunu ifade eder. Sen de götürüp hululcülüğe monte etmişsin… Öylece Allah’ı getirip insan ile perçinleştirmişsin. Ve buna da vahdet demişsin. Oysaki Allah; Subhanehu ve tealadır.
  • Birini hatalı görüp Kur’an ve sünnet ışığında hatasını yüzüne söylemiyorsan ve söylemeye de gücün yetiyorsa, işte o zaman ya müfterisin ya da düşman.
  • Hacivat Karagöz oyununu çok severdim okuldayken. Kitabını okurdum gülerdim kütüphanede. Daha sonra fark oluştu ki; hayat öyle bir oyunmuş meğer. Kendi hayat oyunuma güler oldum…
  • Hakikatin “ben”cesi ve “sen”cesi olmaz. Hak birdir ve hakikat hastır. Lakin rabbe giden yollar nefislerin adedincedir. Yolun ise “ben”cesi ve “sen”cesi olur. O da kişiyi bağlar.
  • Her an yeni bir şan… Her şan yeni bir han… Her han yeni bir can… Her can veriyor yeni bir kan…
  • Hakikat ve marifet yağın yağının yağıdır. Göremezsin kelamla.
  • Hadis’e inanmayan inanmasın, ben inanırım. Bu hadis zayıf olabilir demem. Şöyle derim; aklım zayıf ki şu hadisi anlamıyor.
  • Bazısına hakikati sözle anlatırsın, bazısına da resimle. Yazıyı bilmeyen için, görselliğinden dolayı resim daha etkili olur. İşte TV ve internet çıkmadan önce, büyüklerimiz eskilerin masallarını anlatırken; sözleri resimlendirerek ve öylece bize bizdekini hikaye ederek, bizim bilinç altımıza resmederlerdi. Üzerinde saatlerce minik aklımızla düşünür ve kendimizi masallardaki kahramanların yerine koyarak ve öylece masalı kendimize uyarlayarak, düşünce perspektifimizi genişletirdik. Öylece masaldaki kıssanın hayali hep hayalimizde canlanırdı. Şimdi ise, tümü unutuldu.
  • Allah’ın senin için her yarattığında illâki bir hayr vardır. Hatta hatta kabaran nefsini dizginleştirmek için, bazen ehven-i şerde dahi sana bir kolaylık verip, büyük günaha girmekten seni alıkoyabilir. Tüm mesele, içsel fıtratının vaziyetine nazaran; seni kıvamda veya kıvama yakın tutup helak olmanı önlemeye matuf olarak, bir yaşamı rabbin senin önüne sergiler.
  • Kişi kendisini hidayete götürücü melekelerini banlarsa, bu defa kişiyi dalalete götürücü melekeler devreye girer ve kişinin dalalete varması için önüne bir sürü enstrüman koyar.  Ve der ki şu şu nedenle iman etmem.  Aslında haklıdır… Çünkü hidayete götürücü melekeler banlı ve kendisine gerekli enstrüman akımı gelmiyor. Dalalete götürücü esma kuvveleri iş başındadır ve kişi nimete erenlerin yolundan uzaklaşmıştır. Ama her halükarda insan Allah’a kuldur. Çünkü ister hidayete götürücü olsun, ister dalalete götürücü olsun, tüm melekelerin sahibi Allah’tır. Hem Allah’a göre sadece kuvveleri vardır. Hidayet veya dalalet bizim ile alakalıdır. Sen istersin, senin istemene matuf olarak, gerekli olan kuvveler; iyi veya kötü bakılmaksızın sana akar. Hem hidayet ve dalalet kuvveleri de bize göredir. Bazı varlıklarda bize göre dalalet olan, ona göre zevktir. Bize göre hidayet olan, onlar için dalalettir. Örneğin senin ıssız bir gecede yolunu şaşırman senin için dalalet olduğu halde, seni çaresiz halde bulan aç bir kurt için, senin delaletin onun için hidayet olmuş ve aç olan kurt karnını doyurmuştur. Olay ancak geniş bir perspektifle anlaşılır. Kısır döngü olan sokak kavramları ile bu muhteşem olay anlaşılmaz.
  • Var kardeşim var… Kabir cenneti veya cehennemi, kıyamet, mizan, hesap, sırat, cehennem ve cennet hem lika’… Evet, kardeşim tümü hak.
  • Yaşanan tüm güzelliklere şükür edip külfetlere sabır ile yaklaşırsak, Hamd edenlerden oluruz.
  • İnsanlığa haktan bir pencere olanı kirletmeye teşebbüs edersen, attığın kir sana geri döner. Çünkü hak, kir tutmaz…
  • Hilm kişiyi merkeplikten kurtarır ve emrine burağı sundurur.
  • Hakikate yönlendirici söz bitince; zoraki konuşup saçmalamak yerine, sükut etmek altındır. İşte altın olan sükut bu sükuttur.
  • Bazı hokkabazlar, Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin günaha meyilli olduğunu zannederek, dalalet ehline ortak olurlar. Aslında günahın ne olduğunun farkında değiller. Sözün nereye dayandığının şuurunda değiller. Lak lak lak ederek kendilerine en üst perdeden arkadaş arıyorlar.
  • İyi ki kulun iradesi bir noktada bitiyor. İyi ki Hakkın rahmeti kulunu sarıyor. İyi ki nankörler cezasını buluyor. İyi ki mü’min sırtını hakka dayıyor. Ve sadece Allah’ın isteği tecelli ediyor.
  • Bizim ile arandaki hendeklerin mekânsal olduğunu sanma ey dost… Sakın ha…
  • Her bir günah bizimle Allah arasında bir hendektir. Hele hendeklerin su dolması… Hiç sorma…
  • Kendimizi hakka teslim ederken çok dikkatli olmalıyız. Çünkü kendimi hakka teslim edeyim derken halka teslim olabiliriz. Çünkü şeytan çok sinsidir. Sağdan, soldan, önden, arkadan vs saldırır. Başaramazsa vücutta kanın dolaştığı damarlarda dolaşarak, yani insana haram yedirip o haramdan oluşan kanı damarlarda dolaştırarak, kişiye insanların ahlarını yönelterek saptırır. Çünkü her yediğimiz haram lokma, birilerinin hakkının gaspıdır.
  • Hiç yeşertmeyi ummadığımız kuru toprakta yeşerir çiçekler. Hak yolunda nihayete eren için çok olur dikenler. Tümünü aşar bilenler. Dikene katlanamayanlar gerisin geri giderler.
  • Hayalin ne olduğunu bir anlasak… Hayale gelenden vazgeçer doğruya odaklanırdık… Ama ne yazık ki, hep hayali gerçek zannederek tükeniyoruz.
  • Hayal, gerçek yaşamda karşılığı olmayan ama musavvire güçle gerçek sanılan her bir olgudur.
  • Hayâdandır Allah kullarına dil uzatmamak. Hayâdır insanı insana eder dayanak. Hayâdır insanlığın yüzünde görünen dudak. Hayâdır gelin misali yüzümüzdeki duvak.
  • Hediye verene hediye vererek açığını gider. Yoksa aldığın kadar nurundan verirsin.
  • Hakka doğru yol alıp hızla arınmaya yol tutan kişi gariban olarak yaşamaya geçer. Bir yükselir bir perdelenir. Bu topluma ayak uydurmak babında ona verilen bir ihsan olur. Çünkü hep zirve bilinçte yaşasa, toplumda yaşaması imkânsız olurdu. Bu da elbette Allah lütfudur. Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimize bazen öyle haller olurdu ki şöyle derdi, “ya bilal kalk ezan oku nidası” bilincin dünyamıza inmesi içindi. Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz, her an miraç halini yaşasaydı, bize ne verebilirdi ki. Aramıza nüzul edip dünyamızla bize seslenişi lazımdı.
  • Bazı bilgileri edineni erbap sanma. Her laf söyleyene de kanma. Sonra haline yanma. Hedefinden gayrisine de bakma. İşte o zaman yol yürümüş olursun.
  • Hamd; bandı geriye sarıp, ilk noktaya nazar edip, o nokta itibariyle tekrar varoşlara bakıştır. Aslında hakkıyla hamd eden, Allah ismi aynasında kendi yüzüne bakana nasip olur.
  • Esas Allah erenleri, berzah denilen iki deniz arasında durup, bir Allah’ın vechine bakar bir de yaşam platformunda yer alan mahlukata bakar. İkisinin de hakkını vererek ilahi huşu ile anını kayda alarak akar.
  • His şu dur ki; şekerin tadını aldığın gibi ilmin tadını aldığın zaman, hissetmişsin demektir. Dostun dostu özlediği gibi…
  • Hissetmediğin ilim, senin için bilimden öteye geçmemiştir.
  • “HU هو” İsmi a’zam dir. Mutlak hüviyete işaret eder. Lakin gündelik zikir kelimesi değildir. Zaten yapılan tüm esma zikirlerinin zımnında  “HU هو” zikri yatar. “HU هو” isim zamiri ile sadece O’na işaret ederiz. Gerisini bilemeyiz.
  • Sana hitabını ulaştırması için kimi seçeceğine sadece  “HU هو” karar verir. Sana düşen sadece, Allah’ın likası için tüm benliğinle istekte bulunmandır. Bu durumda “HU هو”, sana mutlak icabet edecektir.
  • “HU هو”, mutlak muammaya işarettir. Buna hiçbir beşer zihni  muttali olamaz.
  • Murşid derken gözün birini aramasın. “HU هو”nun kişiye seslenişi, kişiye murşidtir. Bazen insandan, bazen hayvandan, bazen taştan ve hatta bazen senden sana seslenir murşid. Murşid; kişiyi hakka yönelten herhangi bir gedik dahi olabilir.
  • Halkı an ki, hakkı bulasın. Hakkı bul ki Rahman’a kavuşasın. Rahman’a kavuş ki ulûhiyeti hissedesin. Ulûhiyeti hisset ki Vahidiyyet ile tanışasın. Vahidiyyet ile tanış ki ehadiyyeti tadasın. Ehadiyyeti tat ki tatsız renksiz ve kokusuz olasın. Ve ötesi… işte mutlak gayb.
  • Niçin uzandığını bilmediğin eli geri çevirme. Belki “HU هو”, o elle sana yeni tecelliler yaşatacak. Bak sonuna seyreyle. Nimete şükreyle. Külfete sabreyle. Öylece hamdın içeriği ile buluşarak seyrini tamam eyle.
  • Kadın hayatın tadı ve tuzudur. Kadın özünü tanımışsa, erkeğe en büyük nimettir. Özle buluşmak en büyük ziynettir. Arama başka huru-l iyn; buna ulaşan kadın, evinin huru-l iyni olur.
  • Hakka vuslat bulan kullar raks eder huzurda, her daim yeni bir tecelli ile…
  • Hud süresinden öğrendik ki; kimsenin kimseye faydası yoktur. Ne babanın oğla, ne de oğlun babaya. Velev ki peygamber babası veya çocuğu veya eşi olsun. Kişi öz nefsinde uyanıp iman etmedikçe… İman edip el uzatır ise, işte o zaman şefaat kapısı açılır.
  • Son insanlık devresinde haniflikle ilk tanışan Hz. İbrahim aleyhisselamdır. Haniflik inancı unutulmuştu. Hz. İbrahim aleyhisselam oturdu ve düşünmeye başladı. Ben neyim? İnsanların tapındıkları şeyler ne olabilir? Bu tapınma neden? Putlarda ne biçim güç olabilir? Göğe bakar gök cisimlerini inceler. Acaba onlarda bağımsız bir güç var mı diye irdeler. Ve şu kanıya varır ki; gayrı hiçbir ilah yok, sadece ALLAH. Veçhini Allah’a çevirir. Hz. İbrahim aleyhisselam; insanlığın kalıntılarına uzanabildiği tarihin, ilk peygamberidir. Önceki devirler ise, bilimsel olarak tam karanlık devirlerdir. Haklarında; kutsal kitaplarda verilen bilgiler dışında, bilimsel olarak uzanılacak bir tarif mevcut değildir.
  • Hoşuna gidince kabul eden, hoşuna gitmediği anda isyan edenin daha çok çekeceği vardır.
  • Eriyen mumdan ibret al. Ondan bir nefes al. Kibriti çaktın mı fitiline, emirle dersin ki; fenaya yol al. Mum gibi erimeyen, Doğasıyla bütünleşir mi? Suyu toprağa… Ateşi havaya… karışır mı?
  • Hayat sonsuz… Bir var oldun, pir var oldun… Ölümü öldürdün… Gelecek ya Cennet olacak veya cehennem… Cennet sonsuz mutluluk… Cehennem sonsuz azap… Özgürsün, hayatını dizayn etmeye…
  • Birbirimizle huzurdayız. Başka huzur arama… Huzursuz olursun…
  • Gerçekten hayat çok kısa. Günler saniyeler gibi geçmekte… Tüm hayat bir film şeridi gibi hayalde canlanırken… Kabir ve ötesinin korku ve heyecanı sarmada insanı…
  • Hayat tüm zımbırtısıyla sürüp gidiyor. Zımbırtısız hayat bize de nasip olsun dilerim. Allah’a ermeye çalışmanın dışındaki tüm uğraşma, zımbırtıyla meşguliyettir.
  • Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler. Denmiş tevfiznamede. Evet bekle ve gör. Sonra… Hoşuna giderse şükret, Hoşuna gitmezse sabret. Sonuç…. Mutlu olursun.
  • Mutluluk bir kinayedir, kişiden kişiye vesiledir. Uzandığı rahmeti ilahidir. Gıdası sadakattır. Namzeti hidayettir. Perdesi külfettir. Perdesini kaldırana yüzü ayinedir. Her zaman bakiredir. Eren için zaman ve mekan durmuştur. Ermeyen ise hasretini çekmektedir.
  • Haram edilen herhangi bir gıda, sağlığa zararlıdır dediğimizde, kişi derki; bunca yıldır yiyorum ve içiyorum ama bana hiç bir şey olmadı, hem de ecel birdir değişmez. Sağlık derken hemen aklımıza beden sağlığı geliyor. Ruh sağlığı aklımızın ucundan bile geçmiyor. Ruh sağlığı derken de aklımıza delilik derecisini ölçen ruh sağlığı derekesi geliyor. Ruh derken, maksadın ölüm ötesi hayatta bineğimiz olan ve inşasının şu andaki et kemik bedenle olduğu hiç aklımızın ucuna bile gelmiyor. Haram edilen herhangi bir gıda; bedenden açığa çıkan nurun ruha yüklenmesine engel oluyor. Öylece ruhun derinliğine nüfuz etmekten kişi mahrum kalıyor.
  • İlmi-HAL ve akaitten bilgi paylaşmak başka, gönülden dem vurmak bambaşkadır. Anımsatacağımız konu herkesin bilmesi gereken akaid ve ilmi-HAL konusu olmalıdır. Allah’ı hakkıyla tanımak ve tasarrufunu anlamak her insana farzdır.
  • Tüm renkleriyle bir bahçeyiz. Tadı ve kokusuyla değişik ama özüyle aynı olan, “HU هو”’dan gelmeyiz. Dönüşümüz “HU هو”’yadır.
  • Biz ve hidayet… Nasıl ki şifa veren Allah ise, Doktor şifaya kavuşman için yapman gerekeni sana öğretiyorsa, yani senin sağlık ilmine ve gereklerine ulaşman için şefaat ediyorlarsa… Resul ve evliyalar da kişinin hidayete ermesi için gerekli olan ilmi verirler, yani şefaat ederler. Nasıl ki, Şafi yalnızca Allah ise, aynen öyle de Hadi sadece Allah’tır.
  • Amel için ilim öğrenilmeli… Yoksa edinilen öğrenimler fantezi cinsten olur. Öylesine hobi olarak hayatımızın bir esprisi olarak kalır… Uygulamak için öğrenilmeyen her “bilgi” “ilim” değil, belki fantezidir. İlim haldir. Hal olmayan bilgiden hayır gelmez.
  • Hakk’a teslimiyet ilk işimiz olmalı, tıpkı ölünün gassale teslimiyeti gibi. Faraza ölü gassalin işine karışırsa, gassal korkup onu terk eder. Hak’ta öyle… Teslimiyet inmediğinde kalbimize, hakkın kalpteki rahmet seli kişiyi terk eder.
  • Bazen, bazı hüzünleri içinde hissedersin. İşte bu durumlarda farkında olmayarak size sevgiyle yönelen bir gönlü incitmişsinizdir de farkına bile varamamışsınızdır. İşte böyle durumlarda, son 24 saat gözden geçirilmeli ve iletişimde olduğu kişiler ve onların hassasiyetleri elden geçirilmelidir. Sebebiyet verdiği hüzünler olmuşsa, nefsine gurur yapmayarak direkt özür dilenmelidir. Öylece kişinin kalbi rahatlar ve ruhu yeniden şen bulur.

Yorum yapın