VECİZELER “E HARFİ”

-E-

  • “Bir”in bütün sayıların mertebelerine sirayet etmesi gibi, “Elif” harfi de bütün harflerin mahreçlerine sirayet eder. Aslında her “var”lık Allah’ın kelamının birer kelimelerini oluşturur. Aynı “Elif”, Allah ismi şerifin de ilk harfidir. Aynı “Elif” Allah ismi şerifin tam ortasında yer alan ikinci Lam’ın üzerinde gizli olarak yazılıdır ve Lam harfini çeker. ilk surede “Elif” ile başlar. Evet, tüm var’lıklar “Elif” ile ayaktadır. “Salât/namazın” kıyamı da “Elif” gibi dimdik ayakta olur.
  • Elif HU’ya işaretmiş. Asla açılamayan hazineymiş. Sonra Lam ve Mim ile hayatta sahip olduğu özelliklerle nakşı yayılıyormuş. Seyre dalan, bunu hayretle seyredermiş.
  • “Elif “ا” Zatı temsil eder. Hiçbir zaman kendinden sonra gelen harf ile birleşmez. Şemsi dediğimiz harflerden önce gelirse, arada gelen Lam “ل” harfini yok eder, direk Şemsi harfe vurulur. Ve başı her zaman eğiktir. Başı eğik olanlar, zata doğru yönelip masivadan arınmak isteyenlerdir.
  • Ene’nin (انا) sonunda yazılı olup ama okunmayıp gizlenen elif gibi olduğumuzu hissettiğimizde, bizden fışkıran rahmete şahit olacağız.
  • Size uzanan rahmet elini kırmayın, yoksun olursunuz. Öğretici olan kişi, en çok neye acır bilir misiniz? Hasretle yönelip yetişmesi için çaba harcadığı kişinin, kendisine gösterilen istikameti terk etmesidir. Dersini terk edip yüzeyle tatmin olmasıdır. Hatta eskiye dönmemek adına, mana kokan dost sözlere sırt çevirmesidir. İşte bu durum eğitimciyi acıtıyor.
  • Edebi ol ve gönlünün sesine kulak ver. Edebi yazılar edeple bakandan doğar, hem okudukça hafızanda yeni manalar doğar. Edeple bakmayanın yazısı insanı boğar. Okundukça insanı darlığa sokar.
  • Rahman, rahmetiyle her sabah güneşi üstümüze salar, bulutlar renklenir ve kuşlar cıvıldaşır hürmetimize. Rahim yaratışa devam eder ve dünyayı verir hizmetimize. Bizde ona dönelim, kalmayalım kendi kendimize…
  • Ey nefsim… Hep veren el ol. İnsana insan olduğu için yaklaş. İman ehline hem insan, hem de iman ehli diye daha fazla yaklaş. Hep veren el ol, asla sömürücü olma. Yoksa Allah’ın azabı çok çetin olarak seni bulacaktır.
  • Esma-i hüsna zikirlerini EBCED hesabıyla hesaplayıp adet vermek ve o adetlerde okumak çok büyük hatadır. Bu işler kafaya göre olmaz. Olayın hakikatine eren birini takip etmek ve kesinlikle uygulamanın dışına çıkmamak üzere çalışmalar yapmak şarttır. Yoksa kişi, kendisini nari katmanın hafifliğine kaptırır ve oradan kurtulması artık çok zor bir şekil alır.
  • Bizdeki her şey elimize verilen Allah’ın emaneti… Sevmez Allah emanete hiyaneti. Değerlendir istendiği gibi, bul hidayeti. Karşılığında yaşa hilafeti…
  • Elbette her kişi kendine göre haklı, çünkü kendinden bakar. Lakin empati yapınca, her kişiyi kendi gibi görüp sıkıca sarılır. Nefsinin sarsılmasından da kurtulur. Zira nefis, her zaman kendinden bakar. Empati yapınca, gene de kendinden bakacağı için, artık nefsi sukut eder.
  • Dışarıdan besleniriz ama içeriden gelişiriz. Esma zikri ile kişi, bilinç dünyasının nakşındaki dokuma ayarlarını değiştirir.
  • Şöyle ol böyle ol. Aşk, bilgi, ilim ve diğer kavramlar. Hepsi temennide kalıyor. Maalesef… Peki, bu kavramlar bizde nasıl hayat bulacak? Tek çözüm ZİKİR’dir. Esma zikirleri ve esma zikirlerine zemin hazırlayan Kur’andan ayet zikirleri. Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizden bize ulaşan dua ve salâvatlar. Kendimiz için çalışmamız lâzım…
  • Bakın ecdada… Tarih boyunca tek baş ile yönetilmişlerdir. İki baş bir gövdeye ağır gelir. Bakın iki başlı doğan bebeklere ve ibret alın.
  • İnsanda her türlü inanç sistemi mevcuttur. Her türlü inançta kişiyi Allah’a götürür. Çünkü onun esma kuvvelerinin bir tutam nurunun içeriği üzerine, farklı farklı baskılarla oluşturduğu dokuma nakşının dışında, başka da bir şey yoktur. İnsanda o kuvvelerle oluşmuştur. Allah’a giderken de nimete erenler gibi gitmek vardır. Külfete batan gibi gitmekte vardır. Fatiha suresini okurken, nimete erenlerin inanç sistemini isteriz.
  • Allah hakkında bildiğimiz onun tüm esması karakuşi rastgele bırakılan bir harf yığını değildir. Her biri mikro âlem olan bizim şuur dünyamızla makro âlem olan Rahman’ın yaratımı arasında birer şifredir. Çünkü bizi oluşturan şuur dünyamız dahi Rahman’dan bir hüzmedir ve tam yansıtıcıdır. Ve salt bilinç ile senkronize aracıdır.
  • Allah’ın isimleri kutsaldır ve dokunulamaz… Çünkü Her birimiz Allah esmaları diye bildiğimiz Esma-i Hüsna’nın manalarının bir tutam nur üzerinde oluşturdukları bileşim olarak şekillenip var olduk ve buna dokunulamaz. İşte insanı ilgilendiren mutlak kader budur. Muallâk kader ise, terkibiyetimizi değiştirme isteğimizdir. Ama isteğimize göre bizde yaratım oluşturan Allah’tır. Mesuliyet ise, isteğimizi Allah’ın razı olduğu yönde yapmaktır. Zira fıtratın tersine de istekte bulunma kabiliyetimiz mevcuttur ve bu kabiliyeti de yaratan, gene Allah’tır.
  • Erkek görevini yaparsa, kadın hayli hayli yapar. Erkek dikte eder sonra der ki; kadın görevini yapmıyor.
  • “Er”liğin dişilik veya erkeklikle alakası yoktur. Aklını kullanan “er”dir. Diğerleri ise duygusunun mahkûmudur. Akli dengeden uzak olan duygu ise, gerçekte olmayan birçok unsuru ürettikçe üretir ve kişiyi reel olmanın ötesine atar.
  • Herkes yapıyor bende yapayım mantığı çok kirli bir düşüncedir. Kişinin helakine sebep olur. Herkes yapıyor değil, er kişinin yaptığını kendine düstur edin. Öylece er ol ve orduyu ayakta tut.
  • Dikkat edelim emmareyi yenelim. İnsan iradesine göre, cinlerin iradesi ne ki? Oyunlarına kanmayalım.
  • Her fert kendine göre eğitim alırsa müthiş bir sıçrama olur. Bunun için ilkokul herkese eşit verilmelidir. Burada güzel bir edep yani eğitim ile çocuğun ruh âlemi kuşatılmalıdır. İlkokulda ikinci sırada ise, okuma yazma gibi temel öğretim olmalıdır. Fertlerin kabiliyetleri ortaokulda tespit edilip bu tespite göre liseye atanmalıdır. Liseden sonra kişi işine atanmalıdır. Üniversite ise, kendi meslek grubunda ihtisas için okunmalıdır. Böylece bilim ve ilime eriş. Hem işsizlik ve yoksulluğun önüne  geç.
  • Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz, kadın erkek ayırımını kaldırıp peyderpey yerleştirmeye çalıştığı insani değerlerden olan kadın erkek eşitliğini, Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz vefatından sonra erkekler tekrar, kadınlara İslam’ı yanlış yorumlayarak, İslam kisvesi altında ayrım yapmaya başladılar. Bazısı kesin yasak edilen mut’a nikâhı ile kadını alıp satmaya başladı. Bazısı kadın yazıp okuyamaz deyip okullardan uzak etmeye başladı. Bazısı kadın camiye gidemez deyip camiden uzaklaştırdı. Bazısı kadın stres atmak içindir deyip canı sıkılınca kadınını sövdü ve dövdü. Hâlâ da ben Müslüman’ım deyip kadını ikinci sınıf görenler hayli çoktur. Bu arada ipini koparıp kocasına zulüm eden kadınların da olduğunu duyarız ve üzülürüz. Ya hu bu iki günlük dünyayı kardeşce yaşamak o kadar da mı zor?
  • Kâbe Allah ‘ın evidir. Kalb de Allah’ın evidir. İki kelimenin fark harfleri “e” “l” Birleştir “el”. Yani Allah’ın evine ulaşmak senin elinde…
  • Her duyduğunu hemen kabul etme, araştır… Eğer Kur’an ve sünnete ters ise, bir kenara bırak… Eğer uyumlu ise, al… Lakin fiiliyatta söylediğinin tersi olarak davranıp kendisini dokunulmaz sanandan da hızlıca uzaklaş. Çünkü o egosuna yenik düşmüştür. O iletişim alanı, ancak seni de kendi gibi yapmak olacaktır.
  • Ermiş denilip halka hulkiyetini gizleyerek riyasını pazarlayan kişinin ayağına basılınca, öz hulkiyeti apaçık ortaya çıkar. İşte o anda kişi mırıldanır… Meğer ki, tüm kerameti ayağına basılana kadarmış. Pazarladığı ilmi ise kendi yaşamı sanıp, öylece kendisine aldananlara yazık oldu.
  • Ey kardeşim, dengini bulunca hiç uzatma, dünyalık hiçbir şey araya katma… Hemen evlen ki şeytan zihnini bulandırmasın. Uyan ve bak… Allah’ı en iyi tanıyan peygamberler bile evlenmişlerdir. Allah’a ermek için bekârlık güzel olsaydı, hiç önerir miydi? Sonsuz mutluluğa ermek için evlilik büyük bir anahtardır. Evlilik ile gönüller bir olup hakka rücu eder. Ben bekâr kalayım da Allah’ım için daha çok çalışırım deme. Unutma ki tek elin nesi var, iki elin sesi var.
  • Esma-i Hüsna’dan her bir ismin zikri, o ismin manasının aslına duyulan özlemindendir. Sonu hiçliktir ki, sonucu o mananın tüm dehşetiyle beka âleminde kişiliğini süslemesidir.
  • Kimse Ezazil kadar âlim değildi. Birçok ilme sahipti. Allah’ın emrine uymadığı için lanetlendi. Olay Neymiş? Emre itaat ve teslimiyet…
  • Ezeli sırlar ile ebedi sırları bilmek boynu aşar. Muammayı bilmek ise, muammayla muamma olana aittir.
  • Toprağın malı olan et kemik bedeni, toprak mahsulleri ile şımartıp mübarek ruhu peşine takarsak, emanete hıyanet etmiş oluruz. Kullandığımız et kemik beden bizim kendi malımız değildir. O emanettir ve toprağa verilecektir. Emanete hıyanet eden kınanmıştır.
  • Ecdad; örnek, misal, masal, hikâye vb. ile bir çok hayatın sırrını aktardı. Günümüzde TV tümünü yok etti. Manamız uçup gitti. Acaba bu masal ile ecdadın bize vermek istediği tema neymiş…
  • Edep olmadan konuşanın tüm ilmi boşa giden bir hevestir.
  • Saygı, sevgi ve edep olmadan tüm öğrenilenler, çarpım tablosunu ezberden öteye geçmez.
  • Edep olmayan gönle hilm giremez.
  • Edep olmadan binlerce kitap oku, ne yazar… Kitap yüklü merkep gibi…
  • Edep irfan bilmez, hem büyük küçük tanımaz kişiden hiçbir hayır gelmez.
  • Enerji maddeyi kullanıp, yol yordam edinip, ısıtıp soğuttuğu halde, maddi hesaplara göre ağırlığı ve kütlesi yoktur. Ruhu da öyle kıyas eyle…
  • Eskinin tekrarı kişiyi boğar. Zaten kişi eskiden aldığını almış ve eskiyi geldiği şana iade etmiştir. Onun için eskimeyen yazılar, kitaplarda cem olunur. Eskiyen yazılar ise, gazete yapraklarında günlük yazılıp ertesi gün geri dönüşüm kutusuna atılır. Artık bugün şunu öğrendim, şu konuda ufkumun açılmasına yardımcı olundu, diyebileceğimiz birileri delildir bize. Yepyeni algılamalarla yepyeni bir şeyler sunanlar olmalı. İşte esas deha olanlar onlar olup, onlar müceddidtirler. Yoksa “dün dünde kaldı, bu gün yeni şeyler söylemek lazım” denir miydi? Her an yeni şan, işte yeni şanı yakalayanı rahmetiyle kuşatır Rahman.
  • Emin belde olan gönül, Allah’ın evi… Kabe de hakeza… Oradaki kullar Allah’ın misafiri… Tüm dilekleri hâsıl ola… Kalpleri hak yolunda bir ola…
  • Alfa beta gama vb. enerji takviyesi göndereceğiz ve sizi mutlu edeceğiz diyenlere; gülümseyin, selam verin ve geçin.
  • Enfüsi fetihte derinleşmek için danıştığın yol arkadaşları çok önemlidir. Enfüsi Fetih terk edildiğinde, afakî fetihte kaybedilir. Çünkü Fetih içerden dışarıya doğru yapılır.
  • Evliyanın sukutundan istifade edemeyen; konuşmasından hiç istifade etmez.
  • Etraf ne der diye bir kaygı varsa, demek ki yaptığın eylemde bir sakatlık vardır. Zira hak ehli baş köşededir.
  • Ezel her an ezeldir. Ebed her an ebedtir. Bunu anlamak için hakkıyla Allah demek gerek. Allah’ı tanımak için de, Allah’ın zati ve subuti sıfatlarını iyice anlamak gerekir. Yoksa hayalde ezel ve ebed arayarak günlerimizi tüketiriz.
  • “Emaneti yüklenen insan cahildi” olayı, bilmediği için yüklendi değil, yüklenilen oluşun farkında değildir anlamındadır.
  • Esma zikirleri ile letaifler çalışacağı için, zaten direk gerekli temizlik ve kalbi nurlandırma yaptığı için, nefsi emmarenin tutunacağı bir yer kalmaz. Direk ehlileşir.
  • Esma mana terkibi azaba yatkın olanlardan birini tefekkür etmen, seni onun mana burukluğuna hapseder. Öylece ona benzemeye başlarsın. Sen sadık olan hak kulları ile birlikte kal. İşte senin için esas faydalı olan murakabe hali budur.
  • Et kemik bedenin sonu hazindir. Toprakta eriyip gidecektir. Lakin eriyen mumdan ibret al. Ondan bir nefes al. Kibriti çaktın mı fitiline, emirle dersin ki; fenaya yol al. Mum gibi erimeyen, doğasıyla bütünleşir mi? Suyu toprağa… Ateşi havaya karışır mı? Öz nuru mutlak olarak zuhur eder mi?
  • “Sen ilaha mı döndün” dedi ergen… “Hayır, ilah bana döndü”, öylece teşbihten kurtardı; dedi “gözlemlenen sergen”…
  • Et kemik bedene götürüp öze yönelmekten mahrum eden her şey senin düşmanındır. Dikkat et ve sakın…
  • Ete kemiğe büründüm bilmem kim olarak göründüm olayı; Allah’ın esma tecellisinin nakşının bireydeki dokumasının seyri itibarıyladır. Unutma ki; Allah münezzehtir.
  • El ver Muhammede (sav). Çünkü Muhammed (sav) lideridir âlemin. Yolu onunla tanıttı rabbul âlemin. Ona el ver ol emin. Onun elidir yed-ul emin. Başka arama bir el. Kaybedersin tutamaz seni bir el. Sıkı tutun onun elidir haktan uzanan el. Hakkın elidir onun elinin üstündeki el.
  • Fırından ekmek almak istediğinizde, kesinlikle orada ekmeğin pişirildiğini ve ekmeğin olduğunu, kalben ve aklen tespit ve tasdik ettiğiniz için, şüphesiz bir şekilde yönelip ekmeği alırsınız. İşte lazım olan şeye şüphesiz yöneldiğimizde, istediğimizi ekmek alır gibi alırız. İşte dua ve duaya ulaşım da bunun gibidir. Şeksiz ve şüphesiz olmalıdır.
  • Ehlibeytin mal mülkle elbette alakası yoktur. Hatta zekât dahi onlara verilemez. Onlar istediler ki mal mülk İslam için harcansın. Onlar istedi ki ekonomiden tüm insanlar eşit olarak faydalansın. Hak hukuk yerini bulup Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin çizgisi devam etsin. Ehlibeyt, Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin emaneti idi. Maalesef unutup o büyük nurdan mahrum kaldık. Nefsi emmarenin kölesi olarak mücadele verenler ise, o gün bugündür ortalığı karıştırmaya devam ediyorlar. Ve dünyanın dört bir yanında kan akmaya devam ediyor. Bu zulüm kıyamete dek süreceğe benziyor. Ama kıyamette hesap ağır olacak ve hak en ince teferruatına kadar yerini bulacaktır.
  • Ef’al sonucu kesrette gözünü açan bizler… Her birimiz ayrı ayrı sanal benlik sahibi olan bireyleriz. Onun için de hak hukuk söz konusu olur.
  • Evliyalığı uçup kaçmakta arar garibim. Olmayınca da psikolojisi bozulur niye uçmadım der durur. Baksana 124 bin peygambere… Uçup kaçan var mı? Eşrefi mahlûk sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz bile, hicret ederken, bin bir zorlukla deve üzerinde hicret etti. Oysaki tek bir nefesle gidebilirdi….
  • Ecdadına gülüp gerici veya cahil diyen kadar echel biri olamaz.
  • Bil ki, onun emri olmadan ağaçtan yaprak bile düşm,ez. Emrin saati gelince ise, bir milim şaşmaz. Hiçbir şey O’nun emrinden kaçmaz. Duydum itaat ettim demekle de, huzurun kaçmaz.
  • Evrim vardır diyen hata eder. Allah her varlığı emsalsiz ve sıfırdan var eylemiştir. Hiçbir balık hindiye dönüşmez.
  • Bedenen evrim vardır diyen hata eder. Bedenen evrim yoktur, ama şuuren evrim vardır. Hiçbir kedi horoza dönüşmez.
  • Evrim yoktur. Çünkü tüm canlıları bir birinden mutasyonla var edildiğini düşünelim. Peki, ilk varlık hücresi gökten mi indi? İlk hücreyi sıfırdan yaratıp ilk canlıyı yaratan, sonra diğer canlıları ondan türeten olarak anlaşılan evrim, acaba ilk hücreyi nereden getirdiler. İnsan hücresi ile hayvan hücresi aynı mıdır ki birbirinden türemiş olsunlar. Velhasıl… Kimse kimseden türememiştir. Ve varlık sıfırdan ilk ve numunesiz olarak Allah tarafından var edilmiştir. Bu gericilik değil, en ilericiliktir…
  • Fikren, insanlığını unutan ve sureten insan olup bilinç olarak hayvan gibi yaşayan kişiler, ciddi bir çalışma ile tekrar insani şuura dönüşür… Onun için dikkat et! Şuursal olarak evrim vardır, ama bedensel olarak evrim yoktur.
  • Et kemik bedenin heveslerini kendisine ait zanneden nefis, İslam’ın çöpe attığını çöpten çıkarır da kemirir. Halbuki çöpü it karıştırır da kemik arar.
  • Sarardı yapraklar sonbahar geldi diyerek… İnsanlar ibret almadı nefsi ona direterek… Et kemik bedenle gözümü açtım diyerek… Bir yıl daha da gitti ömürden görmeyerek…
  • Asıl eşiniz; “yatağını değil düşüncesini paylaştığınızdır” düşüncesi, kişiyi şeytanın yolunda yuvarlatan ana eksendir. Öyle düşünen veya yazan kişiden hızlıca uzaklaşın. Çünkü bu düşünce, şeytana kapı açan en büyük anahtardır. Öylece zinaya kapı açılır ve ahlaki çöküntü ile kişi, bedensel girdaplarda kaybolup gider.
  • Kocam benim kölem olsun diyenlere denildi ki; sen kocanın cariyesi ol ki, kocan da sana köle olsun.
  • Erkek dağdır. Kadın onun karıdır. Kar dağını bulunca, artık neye geveleyip dursun.
  • En iyi insan eşine en iyi davranandır. En kötü insan eşine şiddet uygulayandır. Kadın veya erkek…
  • Eşine hor bakan ve eşini döven kişi, yaşlandığında tek kalır. Bu ona verilen dünyevi cezadır. Uhrevi kayıpların ise haddi ve hesabı yoktur.
  • İmansız olan ezoterizm ustalarını sakın kimse okumasın… Sihir eder ve bilincine bilincini akseder… Şeytan ruhunda raks eder… Dergâhı ilahide huzuru kaybeder.
  • Emin olmayan zaten mü’min olamaz. Emin olup emniyet dağıtmak, birinci özelliğimiz olmalıdır. Unutmayalım ki Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin ilk sıfatı “emin” sıfatıdır.
  • “Sen Resulullahın (sav) torunusun, al malımı istediğin fiyattan. İstersen para verme” diyen Tüccara; “ticaretime dedem Muhammedi (sav) karıştırmam ve malını da almıyorum” diyerek oradan ayrılmış Hz. Hasan. İşte ehli beytin İslam ahlakı budur. İslam nasıl yaşanılır denildiğinde, ehli beyti gösterin.
  • En ebleh olarak görülen kişinin bile bir hayat hikâyesi vardır. Onun için kimseyi dışlamadan her ferdi kendi açısından haklı group, sende haklısın dersen Nasreddin Hoca misali, hiç kavga olmadan herkes yoluna devam eder. Çünkü her varlık öz cevherini ve varlığını rububiyet alanından alır ve kendi öz kuvvelerine göre her zaman haklıdır. Birine göre haksız olan başkasına göre haklı olduğuna çoğu defa hepimiz şahit olmuşuz. İşte bu önemli itikadi konuyu İslam âlemi terk etti edeli, içindeki savaşlar bitmedi. Kimse kimseyle dost olmanın yolunu bulamadı. Aynı evi paylaşan kardeşler dahi dost olamadı. Oysa Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz, ayrı belde sakinleri olan Ensar ile Muhaciri bir eylemişti. İşte ne acı ki, karşısındakinin iki lafına tahammül edemeyenler, kendilerini Muhammedi ilan ederler.
  • Seni esir edenden uzaklaş. Sadece hakka yanaş. Rabbin yolunda yol arkadaşı olana kayıtsız ve şartsız yaklaş. Öylece yüksel hakka yavaş yavaş…
  • Eşek o eşektir ki aynı bataklığa ikinci kez asla girmez. Demek giren, eşekten daha çok eşektir.
  • Esareti sevmeyen onun içinde cepheden cepheye koşup zaferler kazanan tüm ecdada ve yollarındaki tüm vatandaşlara selam olsun.
  • Emir ve yasaklarını Allah, hem Kur’an ile hem de peygamberinin lisanıyla bildirir.
  • Erdiğini mi düşündün? Ya hu erişilecek bir yer yok. Bunu fark ettiğinde… Tebessüm edersin geçmişine ve ereceğim diye hayal kurduğun günlere…
  • Sakın ha sakın… Esma-ül Hüsna’da bildirilen Allah isimlerini EBCED hesabıyla hesaplanan sayıda zikirler yapmayın.
  • Sakın ha sakın… Esma-i Hüsna’dan isimleri veya her hangi bir duayı veya ayeti kendi adının karşılığı kadar olan EBCED hesabıyla hesaplanan sayıda zikredip tekrar etmeyesin…  Yoksa ruhani boyutunda açılan gedikler, tamir edilemez düzeyde, hayatını adeta felç eder.
  • Manevi enkazları oluşturan o kadar çok güruh türedi ki, her cinsten bulursun. Sahte peygamberinden sahte mehdisine kadar…
  • Enkazın altında kalanlara AFAD yardım eder. Ya manevi enkazın altında kalanlara… Acep kim yardım edecek.
  • Hani sen… “El Hamdu Lillahi Rabbulalemin” demiştin… Mutlak değerlendirmenin bizzat Allah’a ait olduğunu hisseden, afakî varlık hakkında asla hüküm vermez. Yani suizan ve dedikodusu biter…
  • Kendi enfüsi çalışmasını unutup afakın avukatlığına veya savcılığına soyunanlar, “kral çıplak” gibi varlık içinde mahrumiyeti yaşarlar.
  • Ezmek isteyene takoz ol. Ama sakın ha onun gibi olup ezme. İslah et, çünkü Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem Efendimiz ezmedi, islah etti.
  • “Elif”, hu adıyla işaret ettiğimiz mutlak hüviyeti açıklar. “Lam”, Allah kelimesindeki birinci lamdır. Subuti sıfatlara işaret eder. “Mim” ise, sıfatların açılımı olan hakikati muhammediyi açıklar. “Zalike”, işte bu hakikati Muhammedi “elkitabu”, öyle bir kitaptır ki “la raybe fih”, içinde hiçbir şüphe ve kusur yoktur. Yani tıkır tıkır işliyor. “Hüden lil müttekin”, takva ehi için yani bu yaratılan düzene göre hareket eden için, doğru yolu önüne koyar. Yani zahmet görmeden hedefine ulaşır. Çünkü bu yaratılan düzen; kusursuz işleyen bir makine gibi çalışır. Uyarsan doğru yoldasın, uymazsan kaybedersin.
  • ElimLamMim “الم” ayetini anlamak için az derinleşelim… “ا elif” ile ayet bize der ki; karşımıza ayna gibi dikilen ve Allah ismi ile işaret edilen ve hatta HU ile işaret edilen zat ile tüm âlemlerde var olan tek irade ve tek güç ve tek ilim sahibi bir-tek olan zatın bizzat kendisidir. “أ ile ل” birbirlerinden tamamıyla ayrıdır. Asla birleşmez. Ama Lam, elif misali dimdiktir ama alttan uzanan bir uzantısı vardır. “ ل Lam”’ın alt ucu uzanarak bize şunu bildiriliyor. “Mutlak zat”ın seyr etmek istediği manalarını seyretmek için, ilminin ve nurunun adeta genleşerek ve uzanarak “ ل Lam” misali lâhut âlemini oluşturuyor. “م Mim” ile ise, aynı devam eden ve genleşerek açılım yapan seyr, melekût âlemini oluşturmak suretiyle koskoca bir kitabı var etmiştir. Ceberut ise, aradaki geçiştir.
  • Elif Lam Mim… (الم). Bu gibi harflerden her birini öğrenmek için Hz. Ali kv kırk yılını veriyor. Bir ufak yazıyla anlaşılsaydı, yazılmazdı onca eser… Söylenmezdi onca sözler… Dillenmezdi onca rehber… Tümü ufak ufak ilmi hatırlatmalar… İşte hepsi o kadar…
  • Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz ve Kur’an, bizi asıl kitaba götürür. Asıl kitap, الم diye bize işaret edilerek sunulmuştur. Yok, bilmem kimin kimin yolu… Ya hu geç bunları. Çoğu evet çoğu fırkalar var ki şeytani ilhamla insanlığa sunum yaparlar. Nitekim kıyamet günü Allah der ki; “Ey cin topluluğu insanların çoğunu etkiniz altına aldınız”. Bu ayet boşuna mı indi?
  • Maalesef Üzgünüm ki… Elif Lam Mim الم diye işaret edilen kitabın bizzat içeriği asla yazılamaz. Sadece şu yapılabilir… Kitabı görmek için gerekli ilim yazılır. Zaten Furkan, kitabı göstermek içindir ve okumak için ilk şart olarak da, takvalığı getirmiştir. İman edip rağbet edenin nasibinde olan, Furkan’da anlatılan ilme iman ederek kitabı görmeye yaklaşır. O zaman yapılacak olan şudur ki, kitabı görmek için Furkan’ı kelime kelime açıklamak olacaktır. Tıpkı öncekiler gibi. Demek “iki kap” ilim buymuş. subhanellah… (Not: Furkan Kur’anın elimizdeki baskılı kitap halindeki adıdır).
  • “Bu kitap hidayet kaynağıdır korunanlara” der ayet. Ya diğerlerine? Diğerlerine bir şey yok ve hatta düşüşe geçiş vardır. Hidayet kaynağı olan ne? Baştaki الم… Nasıl mı? Kitapta hiçbir şüphe ve eksiklik kalmadan yazılmış ve kitap asla değişmez. Kitabın diğer adı da sünnetüllahtır. Bu kitap âlem yaratılmadan 40 yıl önce yazılmıştır. Daha sonra insan kendisini bu kitabın içinde beyan kuvvesiyle bulmuştur. Daha sonra bu kitabı okumak için insana, özündeki beyan kuvvesi hatırlatılmış ve kitabı okuması için Furkan nazil olmaya başlamıştır. Rahman süresine bakınız… Kitaba uygun hareket eden kişi, fıtratını sabit tutarak uruç etmeye başlar. Tâ “A’la illiyin”e kadar yolu vardır. Yâni kitap ona hidayet kaynağı olur. Kitaba uygun hareket etmeyen kişi ise, fıtratını bozup nüzul yapmaya geçer. Tâ esfelissafiline kadar yolu vardır.
  • Kitabı okumak için ön şartların başında, takva sahibi olmak gerekir. Takva sahibi olmanın birinci şartı olarak, ğayba iman gelir. Ama dikkat edersek hemen gayb kelimesinin başına ب harfi gelmiştir. Yani ب harfinin işaret ettiği manaları katarak okumalıyız. Yoksa ötelerde bir yerde ğaybı arar dururuz.
  • Allah’ın bir sıfatı kelâmdır. Şimdi düşünelim… Konuşulan ne? Hayal ettiğimiz şeyler veya yaptığımız şeyler. İnsan Allah halifesi ise, o zaman Allah’ı anlamak için bir numunedir insan. Şimdi derinleşelim… ألم den husule gelen ve seyr alemine giren her bir varlık, “bu kitab” ın birer kelimesidir. İşte ayet bu kitaba işaret ederek başlar.
  • Bu kitapta hiç bir şüphe olamaz. Bu ayet inince, Kur’an âyetleri toplanmamıştı henüz. Daha Mushaf şeklinde bir kitap da elde yoktu. O zaman, ayet “bu kitap” işaretiyle neye işaret etmiştir? Bunu anlamak işin başıdır. Zaten bu ayet, yedi ayetten oluşan süreden sonra gelen ve Elif Lam Mim الم diye başlayan ayetten sonraki ikinci ayettir.
  • Her şey Allah’ın emriyle olur. Ama Allah derken gözümüz bir yerdeki kocaman yapıyı düşünmesin. Hata işte buradan başlıyor. Allah ismi insan için bir aynadır. Ayna ne işe yarar? Kişi oradan kendini seyir etsin diye. Allah’ın boyasıyla boyanın der ayet. Evet, işte aynada kendini seyre dalan, Allah’ın boyasıyla boyanmıştır. Ya aynayı kaldıran? Bunu iyi düşün kardeşim. İki kelime duyuldu diyerek âlim olunmuyor.
  • Elbette ki, ecdadımızla ne kadar öğünsek azdır. Ama işte öğünmek yetmiyor. O muhabbet dolu yaşantıya Bismillah deyip bürünebilirsek, feyizlenmiş oluruz. Yoksa dünyanın girdiği hayali zevk alanı içinde boğulup gideriz.
  • Enbiya süresi 16. Ayete kulak verelim; “Biz o Göğü ve Yeri oyunculuk etmek üzere yaratmadık.” Ayete rağmen hala dünya hayatını oyunculuk sananlar vardır ki; buna binaen de okuma yeri olan kıraathanelerimiz, oyun haneler olmuştur.
  • Herkesin esma bileşimi aynı olsaydı, herkes aynı kişiliğe sahip olurdu. Herkesin esma bileşimi aynı olsaydı, herkesin meşrebi aynı olurdu. Herkesin esma bileşimi aynı olsaydı, kimse kimseyle savaşmazdı. Uzatmayayım ki; sadece her insanda değil, her bir birimde dahi; esma bileşkesinin oluşturduğu nakış dokuması ayrı ayrıdır. Saçının teline kadar bileşke ayrı ayrıdır. Yağmurun damlaları veya karın tanelerine kadar hatta hatta aynı görünen her buğday tanesine kadar şekilleri ayrı ayrıdır. Gözümüzü bileşke sahibine çevirirsek ilahi huşu ve ihsan ile dopdolu oluruz. Gözümüzü bileşkeye çevirsek, şirkte boğularak hayatımızı cehenneme çeviririz.
  • Sanki bir gizli el bırakmıyor ki, kişi kendini adasın özüne ermeye. Hep bir çekingenlik var insanoğlunun bilinçaltında. Bu çekingenlik bize bulaşmışsa, orayı rahmetle yâd edelim ki belki o bulaşan hastalıktan kurtuluruz. Yani geriye doğru hayali bir yolculuk yapıp o manevi hastalıktan kurtulmaktır asıl marifet. Sonra kimse kişiyi tutamaz.
  • Edebiyat yaparak yazmak yerine, gönülden yaşamayı yeğlerim. Burada da edebiyat yaptın diyenlere derim ki, hayatım edebiyat oldu.
  • Zerre kadar bireysel değerlendirmesi kalan, Hakkıyla “El hamdu lillahi Rabbil âlemin” dememiştir. Değerlendirmenin katı şekline, büyük günah olan karşılıklı yapılan gıybet denir. Affı ise, özür dileme ve tövbe etmekle gerçekleşir. Değerlendirmenin sıvı şekli, kişinin düşünsel olarak birisini değerlendirmesidir. Bu küçük günahtır. İki namaz arası yapılan bu günah, sonraki namazın edasıyla af olur. Örneğin, öğle namazını eda eden kişinin sabah namazından o ana kadar ki tüm küçük günahı af olur. Değerlendirmenin gaz şekli ise, tüm dışsal değerlendirmeyi imanıyla bertaraf etmesidir. Tövbesi ilme-l yakin hale adım atmasıyla olur. Yakine ulaşan ise, “El hamdu lillahi Rabbil âlemin” demeye adım atar.
  • Tam hür olanın hiçbir değerlendirmesi kalmaz. Ve der ki; “El hamdu lillahi Rabbil alemin”… Dedikodusu kalanın hürriyeti yoktur.
  • Bol bol edebiyat yapılıyor. Ama hayatın gerçekleri ortada… Ben, sen, o; apaçık piyasada dolaşıyor. Hala yok diyor. Ben, sen, o; bal gibi de varız. Aslında işin mahiyetini bilmeyenlere büyük ihanettir bu bilgileri yazmak. İşte asıl mesele şudur ki; varlığımızın mahiyeti derk edilsin. Varlığımız nereye kadar, yokluktan gaye nedir? Meselesini idraklere sunmaktır asıl marifet. Ki kişi gerekli yönelimini gerçekleştirsin.
  • Erimedikçe eremezsin. Eriyeni göremezsin. Görürsen tanıyamazsın. Tanırsan kavuşamazsın. Kavuşursan kaybedersin. İşte işin acı tarafı, tam da bu…

Yorum yapın