EDİTÖRLÜK

-K

  • Kendini et kemik bedenin kısır döngüsü ile tatmin edenler kalplerindeki boşluk ve yara hep içlerini deşer. Bu deşme bir uyarı olup kendilerine gelmek için içlerine atılan ilahi bir ihtardır.
  • Kalben zaten olur niyet… Kalpte yoksa doğar hezimet…
  • Bazısının kafası basmıyor. Çünkü inkârla kalbi mühürlenmiş. İnkârda ısrar ederek katmerleşmiş. Zaten Kur’an dan anladığı da yok. Durmadan da sünneti Rasulullahı inkâr eder. Hâlbuki sünneti Rasulullahı inkâr ile kişi kâfir olur da dünya ve ahreti harap olur.
  • Kur’an baştan sona kul ve rabbi üzre bizi yönlendirip gerekli yönelimi yapmamızı ister. Kul ve rabbi hiçbir yerde birleştirmez.
  • Sen kulsun Allaha, bu senin için en büyük özgürlüktür. Böylece insanlara kölelikten kurtulursun.
  • Külden veli, veliden kül kaidesi mevcuttur. Her şey kişinin rağbet ve yönelimiyle; kişi ile buluşur.
  • Kullar bakışını çevirmiş… Rahmanın adını besmele de çekmiş… Rahim ile yaşamını yaşama çevirmiş… İşte öyle kullar seyir halinde…
  • Kul ve Rab ifadelerini bir birine karıştıran veya birleştirenin dengesi bozulmuştur. Yani psikolojik bir vaka ile başbaşayiz.
  • Kul kuldur sonsuza dek… Rab rabdır sonsuza dek… Hangi bilinç sıçramasını yaşarsan yaşa olay değişmez.
  • Kim ki “Kul ve Rabbi” akidesinin dışında bir akaid benimserse, biz ondan beriyiz. Kul ve Rabbi… İşte bizim yolumuz budur. Gerisini bilmem. Çünkü Fatiha suresinden bunu öğrendim.
  • Şeytan kuruntuyu sular. Hatta gübre ve çapasını da yapar. Ta ki kişiyi kupkuru edene kadar…
  • Ka’be ortada… Güneş, ay ve yıldızlar dahi onu tavaf eder.
  • Neden Kur’an orijinal anlamıyla bir türlü anlaşılmıyor? Çünkü Kur’ana Rab’ça diliyle değil, toplumun A”rab”ça dilinden esinlenerek oluşturup kullandığı Arapça diliyle bakıyoruz. Sonra içinden çıkamıyoruz.
  • Kalpte oluşan sıkıntılar, kişinin rabbinden uzaklığından duyduğu hasrettendir. Üzüntü ve sıkıntı olarak oluşur ki rücu edilsin.
  • Erkek veya kadın eşit Allah kuludur. Asla ve asla biri diğeri için tatmin aracı değildir. Kim ki tatmin aracı olarak nazar ederse, ulûhiyet nazarından mahrum kalır. En fazla rububiyeti ulûhiyet sanır ve kendini firavunluk deryasında yüzer bulur. Tabi ki buna aşk der saçmalar.
  • Kaf dağından ilham alan atamızın yolu neden kayboldu? Neden bir naylon yaşantı ve makyaj âlemi dünyayı tatmin etmeye başladı?
  • Hani nerede kaldı KAF dağını ve ANKA kuşunu hayal eden deruni ilim sahipleri? Niye yeni biri yetişmiyor? Hiç mi düşünmeyiz?
  • Kan ancak insan vücudunda üretilir. En güzel kan ise şirksiz tefekkür eden insanın damarlarında dolaşan kandır. Hatta âcizane tavsiyem şu ki; kan ihtiyacı olan, mümkün mertebe tanıdığı kişiden alsın. Tabi ki acil ihtiyaçta yapacak bir şey yok.
  • Kur’an -ı Kerimi anlamak için meal yetmez kardeşim. O kadar kolay mı sandın RABBUL ÂLEMİNİN sonsuz ve sınırsız olan bir kelimeden oluşan sessiz sözsüz kelamını. ARİNMAYAN EL SÜREMEZ…
  • Sakın demeyin köpek benden iyi veya ben falan kesin kapısının köpeği olayım… Kardeşim niye kendinize değersiz bakıyorsunuz. Köpek ne ki Siz Allah halifesisiniz. Yüce rabbe halife olan kendini düşük görür mü? Biri sizin üzerinize kibir yaparsa kendisini Allah katında düşürür. Bu size derece katar. Ben köpek kadar olmam diyen desin ve köpek kadar olmasın ve hep dışsallıktan beklesin. Bu bizi ilgilendirmez. Biz Ahsen i takvim üzereyiz. Secde de miraç yapar ve Cebrail’in dahi ulaşamadığı miracı yaşamak için gayret ederiz. Çok değerliyiz kardeşim çok. Şeytana kulak vermeyelim. Şeytanlaşmış insanlardan Allah’a sığınalım.
  • Elbette her insan Kur’andan başka şey anlar. Çünkü Rabbulaleminin sözüdür. Yanlış olan şu… Sadece benim yolum doğru ve anladığımı kabul etmeyene ölüm.
  • En büyük makam kulluk makamıdır. Bu makamda özgür olursun.
  • Kitap elbette mubin yani apaçıktır. Ama apaçık kitabı anlamak için mubin olan arabçayı bilmek gerekir. Çünkü Kur’anın lügat dili arabçadır. Rabbimiz öyle dilemiş ve öyle indirmiş, elden ne gelir. Unutmayalım ki Kur’an; ikisi içinde MUBİN kelimesini kullanıyordur.
  • Kur’anı apaçık anlamak için iki şeyi bilmek gerek. Arapça ve a”rab”ça. Arapça, gramer ve lügat ilmi. a”RAB”ça, nefsini tanıyan bir şuur.
  • “Kul (hu)’vellahu ahad” ile “Allahu lailahe illa (hu)” ayetlerinde ki (hu) ların arasındaki en büyük fark, yaratılış sırrını ihtiva eder.
  • İŞTE KERAMET BUDUR… NEML 40: Kitaptan ilmi olan kimse ise, «Gözünü açıp kapamadan, ben onu sana getiririm» dedi. (Süleyman) onu (Melike’nin tahtını) yanı başına yerleşivermiş görünce, «Bu, dedi, şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabbimin (gösterdiği) lütfündendir. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur; nankörlük edene gelince, o bilsin ki Rabbim müstağnidir, çok kerem sahibidir.» Yoksa keramet hayali uçup kaçmak değildir. Allah ile konuştum diyenden tut, cennet ve cehennemi dahi dolaştım diye türeyen yeni anlayışlar asla ve asla İslami anlayış değildir. Cennete gittim diyenden cennet üzümü isteyin, mat olur. Çünkü gördüğü peşrevler şeytani dokunuştan öte değildir. Tek miracımız vardır, o da secde halidir. Arama başka uçuk buçuk zımbırtılar.
  • Biz KUR’AN derken; MUSHAF+RESULULLAH deriz. Çünkü Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz, yürüyen Kur’an idi.
  • Kur’ana saldırmak için, önce dinde öncü olan âlimler itibarsızlaştırıldı. Sonra da hadisler itibarsızlaştırıldı. Vay o zalimlerin haline… Kesin bilin ki evvelki İslam âlimlerine dil uzatanlar hadislere de aynı onlar dil uzatır. Ama Allah, zamanı gelince o dili dilim dilim eder. Bugün hadisleri inkâr eden zihniyet bir kaç yıl sonra Kur’an hayatlarını terk edecektir. Çünkü Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz olmadan Kur’an anlaşılmaz.
  • Her koyun kendi bacağından asılır. Ama kokuşunca kokusu çevreye dağılır. Orası yaşanmaz alan oluverir. Onun için uyaracaksın kardeşim.
  • En büyük yakınlık kardeşliktir. Ashapta kardeş olmuştu… Kardeş olarak seni görmeyeni sen gene de kardeş gör.
  • “Ne yaparsan yap insan değişmez” sözü Kur’an ile çelişir. Hem o zaman tebliğ anlamsız bir tiyatro olurdu. Bu da Allah’ın şanına yakışmaz.
  • Hiçbir insana boyun bükmeden yanlışlara yanlış diyerek doğruyu sunmaya çalışan, bunu da bayrak kaldırmak zanneden kullar daha ilmin ne olduğundan habersizdirler. Aziz kardeşim kesinlikle yanlış olduğuna şahit olup yanlış olduğunu demeyip göz yumanlar, ilme ihanet eden kişilerdir. Doğruya doğru ama yanlışa da yanlış demek hasleti bizim ana prensibimizdir. Bu prensibimizi anlamayan ve bizi de sürüden bir fert olmayı isteyen hiç kimsenin isteği asla asla bize istek olmayacaktır. Allaha kul Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimize ümmet olma bilincini Allah hepimize nasip etsin. Allah kula kul olmaktan bu yazıyı okuyanları kurtarsın.
  • KUR’AN-I KERÎM’DE “içki ve kumar şeytan amelîdir sakınınız.
  • İnsanın kemal derecesi, kişinin Allah ismi aynasında kendini seyir ettiği kadardır. Bu seyrin mutlak müşahedesine Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem efendimizi miraç gecesi nasip oldu. O yüzden Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz en büyük insan ve ululazm olan nübüvvet sahibi resullerin de en büyüğüdür. İkinci sırada Hz. İbrahim aleyhisselam, üçüncü sırada Hz. Musa aleyhisselam, dördüncü sırada Hz. İsa aleyhisselam ve beşinci sırada ise Hz. Nuh aleyhisselam yer alır. Bu sıralama tamamıyla müşahedenin safiyetiyle alakalıdır. Daha önceki ümmetler en fazla kendi zamanında tabi oldukları peygamberlere ayna olabiliyorlardı. O yüzden en kıymetli ümmet bu son ümmettir. Çünkü bu son ümmet, tam olarak kendini aynada seyir eden Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem efendimize ayna olacak kabiliyettedi
  • Kalbe Allah namına dokunan kişideki yöneliminde asla kibir ve büyüklenme olamaz.
  • Kaderi sadece mutlak ve tümel edip kulu akışına teslim eden ve amelden soğutan zihniyetin yol açtığı tahribatların mesuliyeti çok ağır olacaktır. Zira kul, damarlarındaki asil olan ilahi yaratım olarak tecelli eden kudreti fark edip fiiliyatına yoğunlaşmalıdır. Yoksa kaybedenlerden olur.
  • Dua, zikir, iyilik vs. ile kaderi değişmek yarın başına ne geleceğini bilmek değildir. Lakin testisinde su bulunan kişi yolda susuz kalmaz.
  • Kişiye sen seçildin ilhamı kesinlikle şeytanidir. Bu ilhamı alan kişi günde 1000 defa 40 güne kadar; “LA HAVLE VE LA KUVVETE İLLA BİLLAHİL ALİYYÜL AZİM” desin. Kurtulur o halden biiznillah…
  • Herhangi bir kişiye kodlanmak yerine sadece ve sadece Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimize kodlan. O hata etmez. Gerisi hata yapmaya meyyaldir. Lakin yol arkadaşını da sev ki senle yol yürüsün.
  • Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin sohbetine ve cemaat namazına kadınlar da kurallara uyarak mescidin uygun tarafında saf tutarak iştirak ederlerdi.
  • Helal ve haram çizgisine dikkat etmeksizin yapılan tasavvuf veya hakikat sohbetleri, kişiye açılım değil kapanım doğurur. Zira önemli olan bilgi edinmek ve kalbi coşturmak değil, öz hüviyetle irtibatta olmaktır. Coşkuyu birçok yerde bulursun. Yahudilerin kabalasında veya Budistlerin tapınmalarında veya Hıristiyanların ayinlerinde… Zaten o coşku olmazsa kimse takılmaz oralara. Yani coşkunun olması o işin doğru olduğu anlamına gelmez. İşte nübüvveti yaşamda olmayan olgular sadece kitlenmeyi getirir ve kişiyi rabbine yaklaştırmaz. Rabbimizin sonsuz ve sınırsız özellikleriyle nimete erenlerin yolunda bizi senkronize etmeyen her hareket fasittir.
  • Kader takdir edilendir. Takdir senin elindedir. Elinin üzerinde Allah’ın eli vardır. Yakınlığı şah damarından yakındır. Kalp senin kapındır. Ondaki tüm hissiyat zatındır. Mutlak zatı arama içeride veya dışarıda varlığın onun ilmidir. Kalbini çalıştır ey insan. Yakınlığını yakınlığın bil ey insan. Zamansız ve mekânsız ol ey insan. Bunu görmek muhabbet dolu bir kalp ile olur ey insan. İlmi varlığın onun halifesi oldu. Onu bilmeyen kendini Firavun sandı. Dikkat et! İradeyi eline verdi. İradeyi saptırmayan takdirini elde etti. Kader deyip kendini yabana atma. Kaderin üstündeki kaderi sakın unutma. Ötelerden bir şeyin geldiğini sanma. Özündedir tüm cevher, sakın itirazda bulunma.
  • Kendi insani yapısından utanmayanı ne yaparsın? Dedi bir dost… Ona dedim ki; bir sigara eline verir onu dumanıyla baş başa bırakırsın.
  • Konumlandırıldığında basiti, sarf ettiği lafından tanırsın. Kendinden utanırsın.
  • Kuran’a ermek için okumak lazım. Okunmadan ermek hayalini terk etmek lazım… Var edilen fıtrata ve düzene göre yaşamak için okus pokus değneği hayalini terk etmek lazım.
  • Kader ne? Yazan kim? Nerede yazıldı? Nasıl yazıldı? Değişmez mi? Değişirse nasıl değişir? Kaderi yaz boz tahtasına çevirdik diyen nasıl dedi? Değişik şeyler…
  • Et kemik bedenin et kemik fonksiyonlarından gelen hormonik zevkler nefsi hakikatine doğru kör eder.
  • Sitem dolu bir hayat… Gel bekle gelsin memat. Nefse ağır gelir hayat. Kader vakti tecelli edince… Ne hayat kalır ne de memat.
  • Kim hortlarsa hortlasın, vekilin Allah ise hortladığı gibi bloke olur. Onun için gözünü ondan sakın ayırma.
  • Gam, keder, sıkıntı insanı insanlıktan çıkarır. Çünkü kadere iman eden, kederden kurtulur der Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz.
  • Bir kitap okumaya başlarken şu duayı yedi defa okyun… “Rabbi zidniy ilmen ve fehmen ve iymânen ve yakinen sadika” Kitap okumaya ara verirken veya kitap biterken yedi defa da şu duayı okuyun… “Ya Hafiz ihfez hazel ilme fissadri”
  • Biz kimseye kin gütmeyiz. Hata işleyenin hatasını görmezden gelir, kendi hatasını bizzat kendisinin görmesini arzu ederiz. Siz de öyle olun ki toplum şan ile şerefe ulaşsın. Zira bir elin nesi var, iki elin sesi var…
  • Hayali bir bakışla, malayani konuşup, “esas olan benliği kurban etmektir” deyip, Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin bizzat eliyle kesip kurban ettiği hayvanı görmemek, en büyük körlüktür.
  • Kurbanla bütünleşmek güzeldir. Kurban yok diyenler olmasın kurban. Kurbanı bizzat kesmek İslam şiarıdır.
  • Kurban olarak kesilen hayvan, o hayvan için bir ödüldür. O hayvan bir üst tatmin noktasına sıçrama yaparak hayatını sürdürecektir.
  • Boynuzlu koyun boynuzsuzdan hakkını aldığında, fena dairesinde daha tatminkâr bir sıçrama yapacaktır.
  • Bir kelebek gibi özgürleşen insan, bulunduğu ortamın rengine bürünerek kimseyi asla kırmaz. Çünkü onun gönül dünyası Nuri muhammediye dönmüştür.
  • Neden Kur’an orjinal anlamıyla bir türlü anlaşılmıyor? Çünkü Kur’ana Rab’ça diliyle değil, toplumun kullandığı (a“rab”ça)dan dilinden esinlenerek oluşturulan (arapça) diliyle bakıyoruz. Beşeri kavramlar ile derinliğine bakmaya çalışıyoruz. Sonra da içinden çıkamıyoruz.
  • Allah resulunu hayatından çıkaran ve Kur’an yeterli diyen anlayışı kıtın İslam’ı nasıl tatbik ettiğini merak ettim. Sadece lak lak eder.
  • Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimize dünyamızdan güzel koku da sevdirilmişti. Güzel kokular Allah’tandır. Kötü kokular ise nefsimizdendir.
  • Ten kokumuz güzel kokmuyorsa, bizde suni kokularla kokutmaya çalışırsak ve kendimizi kandırıp işte peygamber güzel koku severdi de bende sürüyorum dersek, sevsinler bizim sünnet anlayışımızı. O zaman Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz ne demek istedi? Güzel kokudan kasıt nedir acaba?
  • Kibrin kibriya olsun ey Allah kulu. Hani halifeydin… Yani her halin hakkını eda eyle…
  • Allah en çok kulunun saf ve som bir yönelişle kendisine nimete erenlerin kulluğu gibi kullukla yönelmesinden memnun olur.
  • Okuduğun Kur’an meali Kur’an tercümesi değildir. Çeviri yapanın kendi anlayışı kadar Kur’an dan anladığıdır.
  • Kur’an Rabçadır. Kur’anın her kelimesi özümüzle iletişim aracıdır. Açık açık şer’i hükümleri bile beyan eden ayetlerin öz mana terkibi bile Allah kelamı olduğu için, onda manevi sayısız manalar mevcuttur. Sadece birebir meale bakıp bu ayet budur işte ve sen bu ayeti tekrar etsen ne yazar, etmezsen ne yazar diyen diyen kişiler maddeci bakışta gark olan düzenbazlardır. Maddeci bakış ile sırf bakış kişiyi mutsuz ve perişan eder. Özünden mahrum eder. Aziz kardeşim… Bu konuyu niye bu kadar irdeleyerek yazıyorsun diyebilirsiniz… Haklısınız, böyle bir şeyi gündeme bile almak ayıptır. Çünkü zaten Kur’anı okunuş amacı mutlak zikirdir. İşte o zikirden mahrum edip seni materyalist bir dünyanın elemanı yapmak isteyen deccaliyet ruhuna karşı gerekli uyarıları yapmak boynumuzun borcudur. İşte Kur’an a”RAB”çası okunuşu, öz hakikatimiz olan Allah’ın 99 esma cevheri ile bizleri buluşturuyor. O mana titreşimlerini beynimiz aracılığı alt bilincimizden üst bilincimize çekip getiririz. Bu tümüyle sistemsel bir düzen içinde oluşur. Bunun oluşması için sadece yürümen yani okuman yeterlidir. Ama dikkat edin ki para karşılığı okumaya kesinlikle karşıyım. Çünkü okuyanın düşüncesi orada Allaha ermek yerine dünyeviliğe ulaşmak içindir. Bu da gerekli açılımı veremez. Bir kişi yaşarken okuduğu bir ihlas süresinden aldığı nuru onun ölümünden sonra ona okutulan binlerce hatimden daha aydınlıktır. Çünkü yaşamında okuduğun ile sen bizzat bilinçaltından o manayı çekip getirmişsin dünyana… Ama ölümünden sonra sana okutulup gönderilen sadece bir rüzgar esintisi yanına gelmiş ve az serinletmiştir sıcak yaz günlerindeki bulut ve rüzgar gibi. Biri senin malın olmuşken diğeri malın olmamıştır. Sende dünyada açılım olmayan bir konuda ölümden sonraki yaşamda yeni bir açılım oluşamaz. Şefaat olayı da öyledir. Sende açılım varsa yani Rabbin el veriyorsa birinin hatırlatması işine yarayacaktır. Ama sen kop kuru bir hurma kütüğü isen, kim ne yapabilir diye tam yazarken, Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem Efendimizin kuru ve yanmış hurma fidanını ekip mucize olarak yeşertmesi geldi aklıma.. Hala meyvesine peygamber hurması diye ulaşırız. Evet Allah’ın hikmetine akıl ermez. İman ettik ve yürüyoruz.
  • Anlamını bilmeden bülbül gibi şakırdıyorsun Kur’anı der din düşmanları… Anlamını bilmeden okuyursun diye diye Kur’an okuyan bırakmadılar. Bunun hesabı ağır olacaktır. Kur’an Okuyan kalmadı ya… Kur’anlar mahzun kaldı raflarda. Belki duvardan indirdiniz ama bu defa rafa terk ettiniz. Camilere bakın kaç tane Kur’an açılıyor. Ya Allah tan korkun. Sen hiç anlamını bilmezsen de okuduğun her harf başı 10 sevap-derece elde edersin. Bunu Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz diyor. Anlamını zaten hakkıyla çözen olamaz ki. Çünkü o Âlemlerin Rabbinin sonsuz kelamıdır. Sen sonlusun be kardeşim. Aziz kardeşlerim okuyun okuyun zerre anlamını bilmezseniz de okuyun. Kalbinizin huzur dolduğunu göreceksiniz. İşte bu Kur’an okumanın öze doğru yolculuğa katkı yaptığının en büyük kanıtıdır. Kur’anı okurlar sevap tüccarları der bazı kendini bilmezler. Sen sevap için yaşamıyor musun kardeşim. Yoksa hayatın yalan dolan ve günah için mi? İki yol var önünde… Ya sevap… Ya günah… Ya cennet… Ya cehennem… Üçüncüsü yok be kardeşim… Kur’anın anlamını bilmezsen okuma diyen eblehlere kulak vermeyin kardeşlerim… Kur’an bizi bize aktarır. Kur’an kişiyi rabbine emanet ettirir. Kur’an arkadaş olur kabirde… Kur’an şefaat eder kıyamet günüde. Kur’anın insan üzerinde hakkıdır ki günde en az 100 ayet okuna…
  • Kulaklarını tıkayana birşey duyuramazsın. Gözünü kapatana bir şey gösteremezsin. Hele kalbin mührü. Hiç sorma… İşte o diskalifiye olmuştur.
  • Birçok hakikat iki kelime yazıyla anlaşılmayacak kadar içeriklidir. Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizden sirayet eden her söz veya fiilin ruhunu iyi okumak gerekir. Yoksa olayı çarpıtanlara kurban gideriz.
  • Kur’an anlayışımıza inmiştir ve hadis o anlayışla hamurlanmıştır.
  • Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin buyurdu; “Başka bir gölgenin bulunmadığı Kıyamet gününde Allah Teâlâ, yedi insanı, arşının gölgesinde barındıracaktır: 1- Adil devlet başkanı, 2- Rabbine kulluk ederek temiz bir hayat içinde serpilip büyüyen genç, 3- Kalbi mescitlere bağlı Müslüman, 4- Birbirlerini Allah için sevip buluşmaları da ayrılmaları da Allah için olan iki insan, 5- Güzel ve mevki sahibi bir kadının beraber olma isteğine “Ben Allah’tan korkarım” diye yaklaşmayan yiğit, 6-Sağ elinin verdiğini sol elinin bilemeyeceği kadar gizli sadaka veren kimse, 7- Tenhada Allah’ı anıp gözyaşı döken kişi.” (Buhari, Ezan 36, Zekât 16) – (Rikak 24, Hudüd 19) – (Müslim, Zekat 91) – (Tirmizî, Zühd 53) (Nesaî, Kudat 2)… Bu kadar hadis kitabına giren bir hadisi şerif… Haydi, kardeşlerim… Kolay gelsin.
  • İlim yolunda kıskançlık olamaz. Kıskanç olan ilimden mahrum olur. “At kıskançlığı giy melâmet hırkasını” o kadar basit.
  • Kalpten kalbe yol vardır… O yolu tıkama sakın… Yoksa mahrum olursun.
  • Silgi ve kalem elde iken kullan. Yoksa mahrum olursun.
  • Kuantum dedikleri bir enerji türüdür.  Nuri Muhammedîde var olan, kesif boyutun enerjisidir. Öz cevherle alakası yoktur.
  • Kalbi ölü olanın ruhu tanıtmaya kalkışması trajikomik bir haldir. Demiş diyen…
  • Kur’an bize yeter deyip Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizi inkâr edenler, dini İslamı mubini çoktan terk etmişlerdir. Dinsiz tabaka oluşturup namazsız, oruçsuz, hacsız, zekâtsız, zikirsiz ve sünnetsiz bir Müslümanlığı kurmanın peşindeler. Görevleri ve tüm çabaları bu yöndedir. Ama başaramayacaklar, çünkü dinini koruyan bizzat Allah’tır. Bilsin ki o tabaka, yedi yaşındaki yavrucak sahura kalkacak, teravihlerde arka saflarda yer alacak ve büyükler namaz kılarken onlar arka safta namaz ruhunu ruhlarına aldıkları için sevinç çığlıkları atacaklardır. Ey sünneti seniyyeyi inkâr edenler; Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizi inkâr edip ama buna rağmen Müslüman gibi görünmektense, direk Hıristiyan olsalar daha rahat ederler. Bakın namaz vs yok, oh ne rahat kimse de karışmaz. Aklınızı Başınıza alın ve İslam dininin kodları ile oynamayın. Bilin ki, İslam dininin kodlarıyla oynayanları Allah, Dünyada da ahrette de perişan eder.
  • Küçük insanlar konuşur… Büyük insanlar konuşulur… Lakin her hakkında konuşulan, rahmani yolda olan büyük insanlardan değildir. Zira küfründe büyüyenler de haklarında konuşulur. Firavun vb…
  • Korunmak istiyorsan, elbette bir yolu var demektir. Yeter ki gönülden iste, elbette kapısını Allah gösterecektir. Korunmak için gerekli olan tüm yolları gösteren rabbe hamd olsun.
  • Nasıl ki en ufak tehlikede göz kapakları hızlıca iner ve gözü korumaya alır. Kalp de aynen öyledir.  En ufak bir başkalaşım ve tereddütte ruhi akıntı hızlıca durur. Çünkü kalp, tehlike addeder ve perdesini hızlıca indirerek kendisini korumaya alır. Akıntının mutlak olarak devam edebilmesi için mutlak bir teslimiyet ve güveni bulması gerekir.  Onun için de, kalbin örtüsünü kaldırması için mutlak bir güven şarttır.  İşte bu işin teknik boyutudur. En büyük örnek ise, Hz.Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizdir. Mutlak bir sıdk ve emniyet sundu, karşılığında halk ona mutlak olarak teslim oldu.
  • Nasıl ki göz kapakları vardır iner. Güvenli olunca da açılır. Ve ışık hızından bile hızlıdır. Aynen öyle de kalbin de kapakları vardır, iner. Güven ortamında açılır ve ışıktan 33 kat hızlıdır.
  • “kul قل” diye başlayan her ayetin muhatabı bizzat ümmetin her bir ferdidir. Örneğin İhlâs süresinin başlangıcındaki “kul “قل fiili emir kipidir. Allah her birimizin kendisini tanımamızı ister ve bu tanımı dillendirmemizi emreder. Allah bize derki bu surede anlatılan her kavramı anla ve anladığını dile getir.
  • Kitabı anlamak için, Allah’ın rızık olarak verdiği şeylerden infak zorunludur. Kimse kendisini kandırmasın. Zengin olayım da vereyim değil veya Zenginin bir iki kuruş vermesi değil infak. İnfak şudur ki; zengin zenginliğine göre fakir fakirliğine göre infak etmek zorundadır. Tabi kitabı okumak isteyen… Sakın zekâtı infak sayma. Zekât toplumdaki müstahakkın hakkıdır zaten.
  • Biz Kur’an derken gayemiz; Allah’ın kelamı ve Resulünün hitabıdır. Biz ikisini ayırmayız. Hatta bize İslam’ın sunumu itibarıyla ikilik görmeyiz. Çünkü o asla hevasından konuşmadı…
  • Kur’anı apaçık anlamak için iki şeyi bilmek gerek. Arapça ve a”rab”ça. Arapça, gramer ve lügat ilmi. a”RAB”ça ise, nefsini tanıyan bir şuur. Onun için de sahabeler önce iman eder yani rabbine iman eder ve sonra da Kur’an okurlardı. Öylece her Kur’an okumada imanları daha da artardı.
  • Kur’an elbette mubin yani apaçık kitaptır. Ama apaçık kitabı anlamak için apaçık Arabçayı bilmek gerekir. Çünkü Kur’anın lügat dili Arabçadır. Rabbimiz öyle dilemiş ve öyle indirmiş, teslimiyetten başka elden ne gelir ki…  Ayette rabbimiz ikisi için de (Kur’an ve Arabça) MUBİN kelimesini kullanıyor. Mubin olan ancak mubin ile özdeş olur.
  • İnsan-ı kâmil; insanın kemal derecesi, kişinin Allah ismi aynasında kendini seyr ettiği kadardır. Bu seyrin 100 de yüz 100 müşahedesine Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimize miraç gecesi nasip oldu. O yüzden Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz en büyük insan ve ululazm olan nübüvvet sahibi resullerin en büyüğüdür. Sonrasında ise, Hz. İbrahim aleyhisselam, Hz. Musa aleyhisselam, Hz. İsa aleyhisselam ve Hz. Nuh aleyhisselam yer alır. Bu sıralama tamamıyla müşahedenin safiyetiyle alakalıdır. Daha önceki ümmetler en fazla kendi zamanında tabi oldukları peygamberlere ayna olabiliyorlardı. O yüzden en kıymetli ümmet bu son ümmettir. Çünkü bu son ümmet, tam olarak kendini aynada seyreden Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimize ayna olacak kabiliyettedir.
  • Kur’an bir bütündür. Kur’an, Allah yaratış fıtratından ve yaşam düzeninden insanı ilgilendiren ve insandan okunanıdır. Herkes aynı düzeyde ve aynı ilim de değildir. Derece derece aşağı ve yukarı derecedekiler mevcuttur. Örneğin, Hz. Ebubekir ra ile bu fakirin Kur’anı aynı anlaması düşünülemez. Herkes anlar ama kapasitesi kadar anlar.
  • Rab, Nebi ve Kitap birbirleriyle bağlantılı üç kelimedir. O yüzden Kabirde bu üç kavramın mahiyeti bizden sorgulanacaktır. Yaşayışı dillenecek ve melek olarak gözükecektir.
  • Bazen karda dahi açar çiçekler. Üzerinde uçuşur kelebekler. Kardeşim tüm örnekler seni resmeder. Gafil olanı örnekler kahreder. Onlardan bitmez keder. Her şeye der ki kader. Bilmez mi ki kader üstünde var bir kader. O da insandan oluşur hasbelkader.
  • Kadir gecesi hakkında… Eğer Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz şu gecedir deseydi, kesin ve net bilgi olurdu. Ümmette bir gevşeme oluşur, yalnızca o gece tek ihya edilirdi. Ama İslâm ümmetinden herhangi bir ferdin bir tespitte bulunması, hata payını esas alırsak kesin ve net değildir. Manevi alanda ise kadir anı, kişiden kişiye değişkendir. Ayrıca aynı anda ve aynı yerde olan iki kişiden biri kadirin sıkışma anını hisseder ve zevkine erer. Diğeri ise kendi dünyasında oyuncaklarıyla keyif çatar.
  • Kur’an dendiğinde, sadece Mushaf’ı anlıyorsanız, bu büyük yanılgı demektir. Kur’an, insandan okunan Allah fıtratının ve var edilen düzeninin adıdır. Bunun içine Mushaf girdiği gibi Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin tüm fiilleri ve konuşması da girer. Allah ve Resulünü ayıran haktan uzaktır. İşte ayetten delil… Rahman süresinin ilk dört ayeti; Rahman Kur’an talim ediyor. Sonra insan yaratıyor. Sonra insana yetenek veriyor ki Kur’an ı anlasın. Eğer Kur’an derken sadece Mushaf anlaşılıyorsa, insan yaratılmadan önce KUR’AN kime talim ediliyor? O zaman şu ortaya çıkıyor… İnsan yaratılmadan önce Allah, insanın yaşam alanını âlemler içinde var ediyor. Sünnetinde yani fıtrat alanında insanın yaşayacağı ortamı var ediyor. Buna Kur’anın talimi deniyor. Sonra insanı var ediyor. Sonra insanın bünyesine akıl fikir ve ötesi iman kuvvelerini yerleştiriyor ki, onun yaşam alanından olan Allah yaratım fıtratını ve işleyiş düzenini çözsün ve ona göre yaşasın.
  • Bazıları vardır ki Kâbe’de tavaf yaparlar. Bazı şahsiyetler de vardır ki, manevi makamda, Kâbe ve etrafındakilerle beraber onların etraflarında, durmadan döner durur. İşte bu ilahi bir keyfiyettir ki, bu makam için; dilenen dilenir.
  • Kâbe’sine eremeyen Kâbe’ye gitse ne yazar. Ah be nefsim… Gidenleri kıskanırsın da söylenip durursun. Umarım gidenler gönül hanelerindeki Kâbe’yi görüp özlerindeki Kâbe’lerine ereler de mutluluk nağmeleri ile hak ile halk içine nüfuz ederler.
  • Tabi ki Kur’an OKU’mak sanattır. Ama birine ücretle OKU’mak Kur’ana ihanettir. OKU’rsun OKU’tursun ama karşılıksız. Hatta gözün Allah’ın vereceği şeyde dahi olmasın. Çünkü OKU’yan; zaten Allah ismi ile işaret edilen mühre ayna olmaya yaklaşır. Ama beklentisi olan beklentisiyle kalır. (Dikkat; kıraat ile tilaveti karıştırmayalım.) zira kıraat ve tilavet ayrı ayrı şeylerdir. Türkçede ikisine de okumak denmiştir. Ancak anlam cümle içeriğinden belli olur.
  • İnsandan okunan kıraat, kâğıttan okunan ise tilavettir. Kur’anı tane tane okuyup kendinde kıraati seyir ise, tertildir.
  • Kur’an o dur ki, insandan okunan. Zannetme ki, kâğıttan okunan. Kur’an Allah kelâmıdır insana sunulan. Sadece odur sende bulunan. Başka bir şey etmeyesin nan. Sonra kalırsın biferman…
  • Ehlullah olan birinin kabrini ziyaret, insana pozitif katkı sağlar. İmansız olarak ölen kişinin mezarında beklemek, kişiye negatif enerji yükler. “Ve içlerinde ölen birinin ebedâ namazını kılma ve kabrinin üzerinde durma, çünkü onlar Allah’ı ve Resulünü tanımadılar ve kâfir olarak can verdiler. Tövbe suresi 84” İşte bu ayet birçok hakikati dillendiriyor. Ayrıca bu ayetle Allah; iman ehlinin kabrini ziyaret etmenin de önünü açıyor.
  • Kur’an insanı anlatır. İnzal olan demirde insana nazil olmuştur demektir. İnsan vücuduna demir, insanın semasından insanın vücuduna iner. Yani bize göre soyut olan semamız bize göre somut varlığı olan demiri, eğer şartlar müsaitse vücudumuza iner. Şartlar müsait değilse inmez hastalıklar baş gösterir.
  • Koni düşünelim… Tepe noktasındaki tüm varoşlara eşit uzaklıktadır ve her tarafı müşahede eder. Ama varoşun herhangi bir noktasındaki, tüm tarafı göremez. Allah ismi aynasında yüzüne bakan, koninin tepe notasında tümün seyrine ulaşan kişidir. Koninin tepe noktasına ulaşan, Allah namına hamd eder ve rabb-ul erbaba ulaşır. Rahman ismi manasını seyir edip Rahim ismi gereği tüm oluşumları seyir eder. Sonra tüm saltanatın sahibinin tek olduğunu müşahede eder. Sonra tüm varlıkların yüce saltanata boyun eğdiğini ve tüm güçlerinin kaynağının ondan olduğunu seyir eder. Sonra da gözü diker tekrar aynaya ve der ki; beni doğru yola ilet. O doğru yol ki; nimete erenlerin gittiği yol. Hiç yola girmeyen veya doğru yoldan yürürken yolunu kaybedenlerin yolundan muhafaza eyle.
  • Kişi en çok en yakınına karşı kördür. Çoğu zaman uyanık! En uzaktakine el uzatabiliyorken, en yakınına dokunamıyor.
  • Hey dost… Kimseyi sakın küçük görme, yoksa küçülürsün.
  • Bir teslim olup okusak Kur’anı; tecellilerini gün gibi görürüz… “anlamını bilmeden okumak bir şey kazandırmaz” diyen safsatalara kulak kabartmayın. Hatta onların defterini zihninizde dürün.
  • Kalbi Allah aynasına dönen kişide, Allah yanı sıra bir şeyin sevgisi araya perde olursa, bu mal olur veya çocuk olur veya karı olur veya koca olur veya beden olur, her olursa olsun Allah onu insandan alır. O yüzden denir ki “mü’minin musibeti bilmez”. Eğer perde olacak bir şey kalmazsa, musibette biter. Veya kişinin Allah ismiyle işaret edilen aynaya talebi yoksa gene de musibetten kurtulur, ama kaybettiğinin haddi ve hesabı yoktur. Ahrette ise mahrumlardan olur. Musibetten kurtulmanın yegâne yolu Allah yanı sıra her şeyden yüz çevirmektir. Çünkü bize ayna sadece Allah ismiyle işaret edilendir. Başka şeyler, halk veya hak insana ayna olamaz. İki perdeyi geçen aynaya yaklaşır.
  • Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırası varsa, bu hayatı bize sunanın hiç mi hatırı bizde olmaz ki onun emir ve yasaklarına göre amel etmeyiz. Bu durumda; ya ona inanmamışız veya onun ayetlerde anlayacağımız dilden yeminler ederek bize sunduğuna itibar etmemişiz. Veya nefsimizin istek ve arzularını ona likaya tercih etmişiz. Başka bir açıklamasını da artık bilemiyorum.
  • Kuyunun tam dibi, tüm ruhların buluşup tek nefsin açığa çıktığı salt noktadır. Batı buna bilinçaltı adını takmıştır.
  • Kapkaranlık ortamda bir beyaz nokta olana ne mutlu!
  • Kul hakkı, insanın kalbinin dirilmesini engelleyen en büyük engeldir. Ha bireysel, ha kamusal… Fark etmez. Ruhullah ile dirilmek isteyen, bir kürdan kadar da olsa; kul hakkından uzak durmalıdır. Kimse kendini kandırmasın.
  • Kalbin remzi ne de ağır bir kinaye… İçinde anılınca tecelli, özünde dirilir öz gaye…
  • Elmas gibi olanlar sırt çevirdiler mi, bir daha ulaşamazsın. İletişimde iken kıymetini bil. Kıymetini al. Kıymetlen.
  • Kafamızdaki tüm kültürlerden soyunup sadece ve sadece Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin öz kültürüyle tanışırsak, işte o zaman Bismillah deyip yola koyuluruz.
  • Tüm ak saçlı bilgeler kabıkavseyne giden yolu öğrettiler. Sonrasına ise kendin dal dediler. Öylece sonsuz seyre işaret ettiler. Tanım olsaydı, sonlu olacaktı. O yüzden de ayetler dahi açık uç bırakış ki; insanlık sonsuz basamaklarda gezinsin. Yoksa herkesin derecesi aynı olurdu…
  • Kıyamet günü Rabbin görüntüsü kişiden, kişiye göre değişken olacaktır. Görüntüyü oluşturan yine kişi veri tabanı olacaktır. Tıpkı Münkir ve Nekir’i veri tabanına göre oluşturduğu gibi. Kişiye rabbi kemalatina göre gözükecek. Rabbul âlemin mutlak olarak ve tüm ihtişamıyla asla bilinerek görünemeyecek. Çünkü hiç bir birim onu kapsayamaz. Lakin her kişi kendi rububiyet alanı kadar Rabbine nazar edecek. Ne edelim edelim… Rabbi hassımızı çepeçevreleyen öz terkibimizi oluşturan dokunsal nakşımızı Rabbul erbaba yaklaştıralım. Ki görüntümüz daha bir kaliteli olsun. Örneğin… 3gp görüntü ile 4k görüntü bir değildir. Görüntüyü daha kaliteli almak için… Cihazımızı yenileyelim.
  • Kadir gecesi enfusi bakımdan ferdin “uruc”udur. Her gece yaşanabilir. Sadece ramazana hasretmek hatadır. Fertle alakalı bir manadır. Yan yanda olan iki kişiden biri yaşar diğeri yaşamaz. Kadir gecesi öyle bir sır ki; bazıları her gece yaşarlar. Afakî bakımdan ise, yılda bir oluşur ki, o anda kalbi uyanık olan, tüm âlemlerde oluşan Kadir “an”ı ile mutlak bir nuraniyet elde edilir. İşte bu da, sadece yılda bir defa gerçekleşir ve tüm âlemler buna şahit olur.
  • Kur’an ı kafamıza göre okuyup ve istediğimiz şekilde mana verirsek hata yaparız. Kur‘an ancak, Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin yaşadığı gibi ve nüzul sebebinin ruhuna uygun OKU’nulursa anlaşılır. Yoksa günümüzdeki gibi yüzlerce ve hatta binlerce fırka ortaya çıkar. Sonrasını ise, çatışma ölümler takip eder.
  • Kur’anın mana derinliği ve maneviyatı vardır. Okuyan kişi üzerine, okunan kişinin üzerine ve okunan mekâna rahmet iner.
  • Resulallah sav Kur’an ı açıklar… Kur’an, insandan okunan Allah’ın yaratım fıtratı ve yaşam düzenidir. Kuran her şeyi açıklar dediğimizde, Kur’an kavramından anladığımız şey, “Mushaf ve Sünnet”tir. Kur’an, Resulallah’ın sav tüm yaşantısına denir. Dolayısıyla Resulallah’a sav yürüyen Kur’an denmiştir.
  • Kur’an Allah kelâmıdır. Mushaf ise, yazılan sayfalar, sayfalardaki mürekkep, okunurken çıkan sesler mahlûkturlar yani insanla var edilmişlerdir. Allah kelâmı olan, Kur‘anın manasıdır. Manamızda Kur’ânın manasını keşfedersek, Kur‘anı okumaya başlamışız demektir. Yoksa tüm söylemlerimiz slogandan öteye geçmez.
  • Kur’an bizden okunan Allah sünnetidir. Mushaf ise, bizi Kur‘an a götürür.
  • Kur’an a iman etmişiz. Aklımız erdiyse ne ala. Ermediyse doğru olan Kur’andır deriz ve geçer gideriz.
  • Dünya kadınla başlar. Eğer oluşmasaydı Havva, olmazdı âlem. Muhammed sav hatırına yaratılmadı mı âlem? Havva olmasaydı, nerden gelecekti âlem? Havva olmasaydı, Âdem ağaçtan nasıl yiyecekti? Ağaçtan yenmeseydi nur Âdem de saklı kalırdı. Yasaklı meyvenin tadılmasıyla dünya başladı. Kadınla Âdem, dünyaya Merhaba dedi. Âdem cennette tek başına bin yıl yaşadı. Havva yaratılıp ona emanet edildiğinde, Cennette bir gün dayana bildi. Nefis onları dünyaya sarkıttı. Edep yerleri kendilerine göründü. Cennet yaprakları onları örtemedi. O meyveyle orucunu bozan, hala altmış gün Kefaret üzerine farz olur. Hac ihramındayken o meyveyi yiyen, haccını bozmuş olur. O meyveyi yiyen kişi öyle tahribat alır ki; üzerine boydan yıkamak farz olur. O meyve Adem’e cenneti dünya etti. O meyve olmazsa nesil olmaz. O meyve hem mübarektir hem de külfet. O olmazsa idi biz olmazdık. Artık anla meyveyi. O meyveyle birleş ama sakın çiftleşme dostum.
  • Her şeyi değiştirdik. Ecdadımız mübarek gecelerde kandil yakarak yanlış yapmadı. Çünkü O zamanlarda kitle iletişim araçları yoktu, kandil yakılarak mübarek geceler insanlara duyuruldu. İnsanlarda böylece bu geceleri riyazetle geçirirlerdi. Biz ise bol bol mesaj yazarak kandil kutluyoruz. Hatta Google’den hazır mesaj bulup gönderiyoruz. Gönderdiğimiz kişi sanki okuyor… Kutlama şudur ki; yaşadığın sevinç hissiyatını karşındakine hissettirirsin. Ama gel gör ki kutlamalarımız da her şeyimiz gibi naylon olmuştur. Naylonun yapısı süslü ama maddesi zehirlidir.
  • Kediler sadece Rahman’a bakar. Kendini aracı san’anı tanımaz. Bunu göremeyen gafil insan “nankör kedi” der. Bilmez ki kedi sebeplerden geçmiştir. Biz gafletten dolayı kendimizle Rahman arasındaki bağlantıları göremeyebiliriz. Ama kedi ise, bizim ile Rahman arasındaki bağlantıları en detaylarına kadar seyreder.
  • Kar ve dolu hakkında şöyle bir teorim var; kar nasıl oluşur? Aynı patlayan mısır gibi… Oluşan yağmur taneleri sert soğukla karşılaşınca dolu olur. Bu donmuş su; Eğer ki daha soğuk bir tabakayla karşılaşsa, don taneleri patlar ve kar şeklinde aşağı iner. İnerken yumuşak kar taneleri havadaki soğuğu da içine hapsettiği için hava ılık olur. Eğer daha soğuk tabakayla karşılaşmazsa olduğu gibi iner. Hava da soğuk olur. İşte mana ilminin halka yağması da bunun gibi bir şey… Kıyası da sen yap…
  • Tüm kargaşaların derununu, Allah‘ı hakkıyla tanımamaya dayanır.

Yorum yapın